Topkapı Sarayı’nda, kale saray yapılanması her adımda kendini
hissettirmektedir. Saltanat Kapısından girilen Alay Meydanı dış hizmet binaları için
ayrılmış. Halkın rahatlıkla girebildiği bu avludan Selamlık Kapısından geçilerek
Divan Meydanı’na ulaşılabiliyordu. Adalet Meydanı olarak da bilinen Divan
meydanı yapılarıyla birlikte, sarayda devlet yönetiminin gerçekleştirildiği,
temsil edildiği, savaş ve barışa karar verildiği, kanunların alt yapısının
oluşturulduğu, tahta çıkma ve ulufe dağıtım törenlerinin gerçekleştirildiği bir
idare alanıdır. Halkın giremediği avludur.
Saraydaki üçüncü kapı olan Saadet Kapısı Divan Meydanını, iç saray
teşkilatının bulunduğu Enderun Avlusuna
bağlar. Enderun Avlusu, Osmanlı Sultanlarının saraydaki varlığını temsil eder. Divan
Meydanı’nı Enderun Avlusu ’na bağlayan ‘’Anıtsal Kapı’’ Babüssaade’dir. Yani
Saadet, Mutluluk Kapısı...
15. yüzyılda sarayla birlikte yaptırılan bu kapı, Sultanların
saraydaki varlığını temsil eder. Kapının önünde tahta çıkış (cülus),
biat(itaat), bayramlaşma, padişah kızlarının evlenme, sefere çıkma, ayak divanı
ve cenaze törenleri yapılırdı. Padişah Evi’nin cümle kapısı olan Babüssaade’yi
izinsiz geçmek Mutlak İktidara yapılan en büyük hukuk ihlali sayılır ve idamla
cezalandırılırdı. Padişahlar da törenlerin dışında bu kapıyı
kullanmazlardı.
Babüssaade, kubbeli ve revaklı yapısı ile önüne gelenlere Osmanlı
Mimarisinin ihtişamını anlatır. Kubbe ve kubbeli yapılar Dünya
mimarlık tarihinin vazgeçilmez simgesel ve işlevsel biçim düzenlerinden birisidir.
Kubbeler, Orta Çağ ile Çağdaş yapı sistemlerinin ortaya çıkışı arasındaki
yüzyıllar içinde, büyük mekân yapılarının örtü sistemlerini oluşturmuştur. Yapı
içinde büyük kullanım alanları oluşturmak için kubbe ve yarım kubbelerden
yararlanılmıştır. Bu tür yapılanmalar, ‘’Baldaken Formlu Yapı’’ olarak
tanımlanır.
Babüssaade Kapısı da Baldaken formlu bir kapı olup, Bab-üs Sade
Ağası denilen sorumlusunun denetiminde bulunurdu. Dünya mimarlık tarihinin
vazgeçilmez simgesel ve işlevsel biçim düzenlerinden birisi olan kubbe ve
kubbeli yapılar, Orta Çağ ile çağdaş yapı sistemlerinin ortaya çıkışı
arasındaki yüzyıllar içinde büyük mekân yapılarının örtü sistemlerini
oluşturmuştur.
‘’Harem-i Hümayun’’ olarak da adlandırılan Enderun Avlusu ya da Üçüncü Avlu,
Padişah ve çok yakınlarının; günün geçirildiği Selamlık ile gecenin geçirildiği
Harem bölümlerinden oluşmaktadır. Osmanlı Sultanlarının şahsi alanı olarak
kabul edilen bu avluya girer girmez diğer avlulardan farklı olarak bir
manzarayla, deyim yerindeyse, avluyu perdeleyen bir yapıyla karşılaşırız. Bu
yapı padişahın kabul odası veya taht odası olarak nitelendirebileceğimiz Arz
Odası’dır.
Arz Odasının saray protokolündeki önemi, kabul törenlerinden ileri
gelir. 15. yüzyılda padişahların resmikabul salonu olarak yapılan Arz Odası,
günümüzdeki görünümünü 16. yüzyılda kazanmıştır. Padişahlar bu mekânda tahta
otururlar; vezirleri, yabancı devlet elçilerini kabul ederler ve Divan-ı Hümayun
’da alınan kararların arz edilmesine izin verirlerdi. Elçilerin getirdikleri
hediyeler, kapının solundaki büyük pencere önüne yerleştirilirdi.
Babüssaade Kapısı'nı geçer geçmez karşımıza çıkan Arz Odasının;
revaklara açılan ön cephede iki, arka cephede bir kapısı vardır. Revaklardaki
süslemeler göz kamaştırıcı ve görkemlidir. Ön cephedeki ilk kapı ziyaretçiler
içindir. Girişin sağındaki çeşme göz kamaştırıcı olup, Kanuni Sultan Süleyman
tarafından yaptırılmıştır. Kapının iki yanında yer alan çini panoların
üzerindeki tuğra biçimli kabartma yazılar 1856 yılında konulmuştur.
Yapının iç dekorasyonunu yenileyen Abdülmecid’i övmektedir.
Kapının üzerindeki 1723 tarihli kabartmada ‘’Besmele’’ sözcükleri vardır.
Solda, demir parmaklıklı pencerenin yanındaki Pişkeş Kapısı üzerinde de Sultan
II. Mahmut hattı ile 1810 tarihli ‘’Hasbin Allah Venim-el vekil’’ yazılıdır.
Arka taraftaki Padişah Kapısı üzerinde ise Sultan IV. Mustafa tuğrası ile sır
kâtibinin bir kıt ’ası vardır.
Arz Odasının iç mekânındaki baldekan formundaki taht, Sultan III.
Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Mücevher bezemeli tahtın lake süslemeli
tavanında, bitkisel bezeme arasında, kudret sembolü olarak, ejder ve Zümrüdüanka
kuşu mücadelesi tasvir edilmiştir. Törenlerde zengin bir şekilde döşenen
tahtın, temeli ipek olan altın ve gümüş karışımı kumaş üzerine zümrüt ve
yakutlu altın plakalar ve incilerle işlenmiş birkaç parçadan oluşan bir örtüsü
vardır.
Sarayın 9 000 m2 büyüklüğündeki bu avlusunun etrafındaki binaların
inşaatı, Fatih devrinden itibaren, padişahların yaşamı için gerekli yapılar ile
Enderun teşkilatının gerektirdiği koğuşlar, Camii, hamam gibi yapılardan
oluşmuştur. Marmara cephesinde; Seferli Koğuşları, Enderun hayatında önemli bir
yeri olan meşkhane, Enderun Mektebi ve büyük oda mescidi bulunmaktaydı.
Bunları, hazine olarak kullanılan Fatih Köşkü izlerdi.
Enderun Hazinesi olarak bilinen Fatih Köşkü, Fatih Sultan Mehmet
tarafından; çeşitli sanat eserlerini ve hazinesini barındıran, hamamlı bir
seyir köşkü olarak yaptırılmıştır. Yavuz Sultan Selim döneminden sonra da
tümüyle hanedan hazinesi olarak kullanılmıştır. Üç oda ve Marmara manzarasına
açık bir teras ve bodrum katından oluşan köşkün bütün odaları, Enderun Avlusuna
anıtsal revaklarla bağlanır. Hanedanın sanat koleksiyonlarını, mücevherlerini,
hatıra eşyalarını ve para hazinesini muhafaza etmek için kullanılan Fatih
Köşkü, Topkapı Sarayı’nın müze olmasından itibaren de hazine eserlerinin sergi
mekânı olarak kullanılmıştır.
Padişah hazinesinin ana kaynakları; hediyeler, saray
sanatçılarının ürettiği eserler ve ganimetlerden oluşurdu. Günümüzde de Osmanlı hazinesinin teşhiri için kullanılan
bu mekânlarda; değerli taşlarla süslenmiş sayısız eserler arasında
Bayramlaşma-Cülus tahtı, İftariye tahtı, Sefer tahtı ve Nadir Şah Tahtının yanı
sıra Osmanlı Hükümdarlık sembolü olan askı ve sorguçlar, Topkapı Hançeri ve
Kaşıkçı Elması en ünlü olanlarıdır. Enderun Avlusundaki en önemli yapılardan
biri de Enderun Mektebi idi.
Enderun Mektebi II. Murat tarafından kurulmuştur. Saray
hizmetinde çalışacak görevlileri yetiştirmek maksadıyla kurulan bu okul, eğitim
sistemi yönüyle kendinden önce kurulmuş bütün okullardan farklı bir yapıdadır.
Bir saray mektebi olan Enderun, Fatih Sultan Mehmet döneminde hakiki kimliğine
kavuşarak, devşirme mektebi hüviyetinden, mülki ve idari kadronun eğitimine de
yönelmiştir. Enderun'un gelişmesi II. Beyazıt, Yavuz Sultan Selim, Kanuni
Sultan Süleyman gibi padişahlar zamanında da sürmüştür. Enderun Mektebi'ne “Devşirme Kanunu” ile öğrenci alınır,
usulsüz çocuk kabul edilmezdi. Devşirme işinde her türlü yolsuzluğu önlemek
üzere yine aynı kanunla alınan bir hayli tedbirler zinciri de bulunmaktaydı.
Arz Odası'nın hemen arkasına düşen yerde, III. Ahmed Kütüphanesi
ve müzenin idari bölümü bulunmaktadır. Eskiden, kilerler ve hazine koğuşları
bulunurdu. Sultanların her türlü yemek ve ikram hizmetleri
sağlanırdı. Enderun Avlusunun solunda, Haliç tarafında ise Mukaddes
Emanetlerin saklandığı dört kubbeli Has Oda (Hırka-i Saadet Dairesi), Has Oda
Koğuşu, Ağalar Camii, bulunmaktadır. Has
Oda, Fatih Sultan Mehmet döneminde, padişahların Enderun Avlusundaki özel
odaları/daireleri olarak yapılmıştır. İki katlı ve dörtlü mekân düzeni veren
bir yapıdır. Girişteki ilk iki mekân, Şadırvanlı Sofa olarak
adlandırılmaktadır. Sağdaki ilk oda, padişahlarla görüşmeye gelenlerin kabul
edildikleri Arzhane’dir. Köşedeki ikinci oda ise Saltanat Tahtının ve Hırka-i
Saadet’in bulunduğu Has Oda’dır. Bu odada; Hz. Peygamber, ilk dört halife ve
sahabelerine ait eserlerin bulunması nedeniyle, yapı, Mukaddes Emanetler
Dairesi olarak anılmaktadır. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethi ile
‘’Hilafet’’ Abbasilerden Osmanlı Padişahlarına geçmiştir. Böylelikle; Hz.
Peygamber ve sahabeleri, halifelerin eserlerinin büyük bir bölümü Osmanlıların
eline geçmiş, Has Odada sergilenmiştir.
Yorumlar
Yorum Gönder