Kayıtlar

Çukurova’nın Mavi Kalbi: Seyhan’ın Peşinde

Resim
Güneş, Adana’nın üzerine tüm sıcaklığıyla doğarken, kendimi Seyhan Nehri’nin kıyısında, tarihin ve doğanın kucaklaştığı o büyülü noktada buldum.  Saat kulesinin gölgesinden geçip Sinanpaşa Asma Köprüsü’ne doğru yürürken, ayaklarımın altındaki nehir sadece bir su kütlesi değil, koca bir coğrafyanın can damarı gibi akıyordu. Köprünün ortasında durup aşağıya baktığımda, Seyhan’ın 560 kilometrelik uzun yolculuğunu hayal ettim.  Maraş Elbistan havzasını kuşatan dağlardan kaynağını alan Ceyhan Nehri, büyük bir yarma vadi ile Kahramanmaraş düzlüğüne ulaşır ve Osmaniye yakınlarında Çukurova’ya girer. İskenderun Körfezi’nin batısında, Yumurtalık yakınlarında Akdeniz’e dökülür. Toroslar’ın sert kayalıklarından süzülüp Çukurova’nın bereketli topraklarına ulaştığında, o hırçın dağ suyu gitmiş, yerine şehre huzur veren dingin bir dev gelmişti. Köprüyü geçip Merkez Park’a adım attığımda bir an duraksadım. Burası bir yeryüzü cenneti gibiydi. Tertemiz yolları, bakımlı ağaçları ve nehrin ayn...

Adana'da Bir Gün

Resim
  Seyhan’ın Kıyısında Zaman Nisan 2012 sabahlarının kendine özgü serinliği vardı o gün. Mersin’den kalkan otobüs ağır ağır yol alırken, içimde tarif edilmez bir merak kıpırdanıyordu. Yol boyunca Torosların etekleri bana eşlik etti. Güneş yükselirken Çukurova ovası bütün bereketiyle ufukta uzanıyordu. Camdan bereket fışkıran ovaya bakarken zamanda geriye, Ağustos 1951'de mevsimlik işçi olarak çalıştığım Ceyhan pamuk tarlaları ile yerfıstığı hasadında yer aldığımız Osmaniye gittim. Kadim Osmaniye'de, 1954'te bu kez iş bulmak için Akıncı Ailesi gitmiştik. Karaçay ve ilkokul ikinci sınıfı okuduğum Cumhuriyet İlkokulu geçit yaptı gözlerimin önünden. Bir saat sonra otobüs, Adana’nın terminaline girdi. Şehre ilk adım attığımda hissettiğim şey; sıcaklık değildi sadece. Bu şehirde hayatın güçlü bir ritmi vardı. Dolmuşa binip merkeze doğru ilerlerken, geniş bulvarlar ve palmiye ağaçları arasından yükselen minareler dikkatimi çekti. Bir süre sonra görkemli siluetiyle Sabancı Me...

Tarsus Şelalesi

Resim
  Tarsus Şelalesi, yalnızca doğal güzelliğiyle değil, aynı zamanda Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinden izler taşıyan tarihî bir mekân olmasıyla da dikkat çeker. Berdan Nehri’nin şekillendirdiği bu coğrafya, Tarsus’un hem ticaret hem de inanç merkezi olarak gelişmesinde belirleyici olmuştur. Bugün Tarsus Şelalesi, hem doğal güzelliği hem de tarihî atmosferi ile ziyaretçilerine benzersiz bir deneyim sunuyor. Şelale, Tarsus’un geçmişten günümüze uzanan kültürel mirasının canlı bir parçası olarak öne çıkıyor. Berdan Nehri’nin serin suları ve şelalenin oluşturduğu görsel şölen, özellikle yaz aylarında ziyaretçilerin serinlemek için tercih ettiği bir noktadır. Şelale çevresinde çay bahçeleri, restoranlar ve piknik alanları bulunur. Bu mekânlar, hem yerel halk hem de turistler için keyifli vakit geçirme imkânı sunar.  Şelale, fotoğraf tutkunları için eşsiz kareler sunarken, çevresindeki doğal güzellikler yürüyüş ve keşif için uygundur. Şelalenin hemen yakınında Bizans döneminden...

İnanç Merkezi Tarsus ve St. Paulus

Resim
Tarsus ve Aziz Paulus (St. Pavlus), hem Hristiyanlık tarihi hem de Anadolu'nun kültürel mirası açısından ayrılmaz bir bütündür. Tarsus, Hristiyanlığın kurucularından Aziz Pavlus’un doğduğu kent olarak da önem taşır. Hristiyanlığın yayılmasında Hz. İsa’dan sonraki en önemli figür kabul edilen Aziz Pavlus, M.S. 5-10 yılları arasında, Tarsuslu bir Yahudi ailesinin çocuğu olarak doğmuş, ancak aynı zamanda "Roma Vatandaşı" statüsüne sahip olmuştur. Bu çift kimliği, müjdeci (misyoner) olarak Roma İmparatorluğu içinde rahatça seyahat etmesini sağlamıştır. Tarsus o dönemde Atina ve İskenderiye ile yarışan bir felsefe ve bilim merkeziydi. Paulus burada iyi bir eğitim almış, daha sonra yerel bir zanaat olan çadırcılığı öğrenmiştir. Özetle Tarsus, Aziz Paulus'un entelektüel ve dini temellerinin atıldığı yer olması sebebiyle, Hristiyan teolojisinin doğduğu şehirlerden biri olarak kabul edilir. Vatikan tarafından 2008-2009 yıllarının "St. Paul Yılı" ilan edilmesiyl...

Tarsus Kleopatra Kapısı Hikayesi

Resim
  Tarsus'un kalbinde, modern binaların arasında tek başına ama tüm vakarıyla yükselen Kleopatra Kapısı, O taş kemer, aslında sadece bir geçit değil; tarihin en büyük aşk ve güç gösterilerinden birinin sessiz tanığıdır. Öyledir çünkü Tarsus denilince ilk akla gelenlerden biri Kleoptra kapısı olup, Mısır Kraliçesi Kleopatra ile Romalı General Antonius'un aşklarının bir sembolüdür. Yaklaşık 9000 yıllık bir geçmişi olan Tarsus, tarihi konumu ve coğrafyası ile Antik Kilikya’nın önemli bir stratejik kentiydi. Bunun en büyük nedeni doğal bir liman görevini gören Regma Gölü ve bu göl aracılığı ile Akdeniz’e olan bağlantısıydı. Ticari ve askeri yönden stratejik öneme sahip Regma Gölü sayesinde Tarsus tüm Akdeniz kentleri arasında en önde olanıydı. Bu özelliği nedeniyle Roma İmparatorluğu’nun da başkenti olacaktı. Sezar'ın ölümünden sonra, Roma İmparatorluğu’nun doğu kanadını yöneten General Marcus Antonius, Doğu Roma İmparatorluğu Başkentine yakışır bir Tarsus yaratmak istemiş ve ...

Tarsus Regma Gölü ve Karabucak Ormanı

Resim
TARSUS REGMA GÖLÜ HİKAYESİ Akdeniz’in kıyısında, devasa Toros Dağları’nın eteklerinde, adeta cennetten bir köşe olan efsanevi Tarsus Krallığı varmış. Bu krallığın öyle bir hazinesi varmış ki, adı Regma Gölü imiş. Ama bu bildiğiniz göllerden değilmiş; bir yanı denize açılan, bir yanı bereketli nehirlerle beslenen, devasa gemilerin sığındığı gümüş bir ayna gibiymiş. Günlerden bir gün, ufukta mor ipekten yelkenleri olan, kürekleri gümüşten, gövdesi altından bir gemi belirmiş. Geminin içinde dünya güzeli Mısır Kraliçesi Kleopatra varmış. Kleopatra, Regma Gölü’nün durgun sularından süzülerek kente girmiş. Onu kıyıda karşılayan Romalı General Antonius, bu ihtişam karşısında büyülenmiş. O gün Regma Gölü, tarihin en büyük aşklarından birine yataklık etmiş. Gölün kıyısındaki tersanelerde, Toroslardan getirilen koca sedir ağaçlarından dev gemiler yapılırmış. Tarsus o zamanlar dünyanın kalbinin attığı, "en büyük ve en ileri" yer olarak dilden dile dolaşırmış. Fakat her masalın bir zo...

Kilikya Başkenti Tarsus

Resim
  Kilikya Başkenti Tarsus Hikayesi 31 Temmuz 1960’ın o kavurucu Pazar sabahında, Tarsus Karabucak’taki okaliptüs kokulu fidanlıkta alışılmışın dışında bir heyecan vardı. Mehmet için mevsimlik işçiliğin ikinci ayı dolmuştu. Nasır tutmuş elleriyle çapa salladıkları o uzun günlerin karşılığını alma vakti gelmişti. Fidanlık muhasebesinden İvriz öğrencisi Mehmet adına tam 351 Lira ödeme yapıldı. Bu para, dökülen terin, güneşin altında geçen saatlerin ve toprağa verilen emeğin helal karşılığıydı. Mehmet, cebindeki paranın verdiği güvenle babasının yanına gitti. İzin koparmak zor olmadı; yan yana çalıştığı arkadaşı Salih ile birlikte kendilerini ödüllendireceklerdi. Hedefleri Tarsus’tu. Mehmet’in zihninde sadece bir şehre gitme isteği değil, İvriz İlköğretmen Okulu’ndaki tarih öğretmeni Hüseyin Seçmen’in derslerde anlattığı büyülü hikâyeler yankılanıyordu. Hüseyin Seçmen, Roma İmparatorluğu’nu anlatırken Kilikya’nın bu görkemli başkentinden öyle bir bahsederdi ki; Mehmet için Tarsus sadec...

Silifkeli Aya Tekla efsanesi

Resim
Bu paylaşım, sadece bir efsane anlatısı değil; aynı zamanda Silifke’nin çok katmanlı dini tarihini yansıtan bir parçadır. Pagan tapınaklarından Hristiyan kiliselerine dönüşüm, mucizevi aziz hikâyeleri ve mekânın kutsal kabul edilmesi, Anadolu’nun kültürel ve dini geçişlerini gözler önüne seriyor. Gökyüzünün mavisiyle toprağın kızılı arasında, Konya’nın taş sokaklarında bir genç kız vardı, Thekla . Henüz on yedi yaşındaydı ve kalbi, Tarsuslu St. Pavlus ’un sözleriyle ateş gibi yanmıştı. O sözler, göğün derinliklerinden gelen bir çağrı gibiydi: “Hakikat ışığına yürü.” Thekla, bu ışığı taşımak için yola çıktı. Yalvaç’ın rüzgârları arasında, paganların putlarla süslü meydanlarında sesini yükseltti. Ama her söz, taş gibi sert kulaklara çarpıyor; her adım, tehditlerle çevriliyordu. Paganların öfkesi, gök gürültüsü gibi üstüne çöktü. Bir gece, ay ışığıyla örtülü yolları izleyerek Silifke'ye kaçtı. Bu yolculukta, Göksu’nun serin nefesi ona rehber oldu. Dağların arasında bir mağara, taşla...