Balıkçı Köyünden evrilen MERSİN

Doğu Akdeniz kıyısında önemli bir liman kenti olan Mersin, palmiye ağaçlarıyla gölgelenmiş sokakları, şehir parkı, modern otelleri, şehir yakınlarındaki kalıntıları ve sayısız plajıyla gezginlere her türlü aktiviteyi sunmaktadır.
Ayrıca İçel, tarihte Tarsuslu Aziz Pavlus'un adıyla anılmasının yanı sıra Markos Antonius tarafından Kleopatra'ya evlilik hediyesi olarak verilen Kilikya adıyla da anılmaktadır.
Tarsus ilk yüzyıl boyunca, Kilikya’nın en büyük tek kentidir. Ünlü gezgin Strabon, Tarsus’u Kilikya’nın ana kenti olarak tanımlar. Tarsus, bu durumunu ve ününü Roma İmparatorluğu’nun tüm dönemlerinde sürdürür. Bu dönemde Mersin, Akdeniz kıyısında limanı olmayan bir köydür.


1800’lerin başında bir balıkçı köyü olan Mersin, bir liman kenti olan Tarsus'a bağlı birer yerleşim birimiydi. M.S 5. yüzyılda Roma İmparatoru Justinianus, özellikle kış aylarında kentte su baskınına neden olduğu için Berdan Nehri’nin yatağını değiştirmiş, Tarsus Şelalesi oluşmuştu.
Ne var ki kentin içinden geçen nehir yatağı kurumuş, bu suyun ulaştığı Regma Gölü olarak bilinen lagün, yeterli suyu alamadığı için, zamanla Karabucak bataklıklarına dönüşerek, liman olarak önemini yitirmişti.

Yeni bir limana ihtiyaç doğmuştu. En yakın liman da Mersin’de bulunuyordu. 1954 yılında temeli atılan Mersin Limanı, 1962 yılında, modern anlamda, işletmeye açıldı. Yalnız Türkiye’nin değil, Doğu Akdeniz’in de en önemli ticaret limanlarından biridir Coğrafi konumu ve kapasitesiyle bölgesel ekonomide kritik bir rol oynuyor.
Türkiye’nin muz üretiminin %72’si, limon üretiminin %70’i ve çilek üretiminin %40’ı Mersin (İçel) bölgesinde gerçekleşir. Başta Mersin Limanı olmak üzere, kara ve hava yoluyla güçlü bir dağıtım olanaklarıyla pazarlanmaktadır.
.jpg)


Yılın yaklaşık 300 günü güneşli olup, 321 km uzunluğundaki sahil şeridiyle Mersin, deniz turizmi için cazip bir kenttir. Kızkalesi, Susanoğlu, Anamur plajları gibi sahilleriyle öne çıkıyor. Ayrıca Cennet-Cehennem obrukları, Alahan Manastırı ve Mamure Kalesi gibi tarihî ve doğal güzellikler sıkça ziyaret ediliyor.
Karaekşi Mesire Alanı, Kadıncık Göleti, Papazın Bahçesi ve Doktorun Yeri gibi doğal piknik alanları, temiz havası ve su kaynaklarıyla öne çıkıyor.


Mersin’in hem tarihî derinliği hem de tarım, sanayi ve turizmdeki çeşitliliği onu çok katmanlı bir şehir haline getiriyor.
Yumuktepe’nin kökeni: MÖ 7000’lere uzanan Yumuktepe, Anadolu’nun en eski yerleşimlerinden biri. Burada Neolitik çiftçiler ilk kez tarımı, yerleşik hayatı ve topluluk düzenini kurmuş. Yani Yumuktepe, insanın doğayla uyum içinde üretmeye başladığı, “başlangıç” mekânı.
.jpg)
Kızkalesi’nin efsanesi: Ortaçağ’da denizin ortasında yükselen Kızkalesi ise bir uyarı ve trajedi hikâyesiyle anılıyor. Rivayete göre kral, kızının yılan tarafından sokularak öleceği kehanetinden kaçmak için onu denizdeki kaleye kapatır. Ancak kaderden kaçış olmaz; yılan bir sepetle kaleye girer ve prensesi sokar. Kızkalesi böylece “kaçınılmaz yazgının'' sembolü olur.

Toprakta ilk tohum yeşerdi,
Güneşle birlikte umut doğdu.
Denizin ortasında bir kule yükseldi,
Dalgalarla gelen kehanet kapıyı çaldı.
Bereketle yazgı arasında,
Mersin’in hafızası salınır durur.
Balıkçı ağlarının tuzlu kokusundan,
YanıtlaSilliman vinçlerinin göğe uzanan kollarına…
Bir köyden bir kente evrilen hafıza,
denizin dalgalarıyla, toprağın bereketiyle büyür.
Yumuktepe’nin ilk tohumu,
YanıtlaSilgüneşin altında yeşeren umut,
Kızkalesi’nin taşlarında yankılanan kehanet,
kaçınılmaz yazgının sessiz çığlığıdır.
Pamuk tarlalarının beyazı,
YanıtlaSillimon bahçelerinin sarısı,
muz dallarının yeşili…
Hepsi bir araya gelir,
bereketin renkli mozaiğini dokur.
Cennet ve Cehennem obruklarında
YanıtlaSilyerin derinlikleriyle göğün ışığı buluşur.
Mamure’nin surlarında zamanın gölgesi,
Alahan’ın kemerlerinde duaların yankısı…
Ve Mersin,
YanıtlaSilbir yandan ticaretin kalbi,
bir yandan efsanelerin sahnesi,
bir yandan da göçlerin ve dönüşümlerin aynasıdır.