Mersin Arkeoloji ve Etnografya Müzesi

 1800’lerin başında bir balıkçı köyü olan Mersin'in, 1961'de Uluslararası Mersin Limanı işletmeye açılınca, köylülükten modern bir kente dönüşmeye başladığını yazmıştım ''Mersin'le ilk tanışma'' paylaşımımda.

Mersin Kültür Merkezi’nin doğu cephesindeki Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'ni gezmeliydim. Böylece zamanda geriye doğru, 7 000 yıllık bir yolculuğa çıkabilecektim. Birçok medeniyete ev sahipliği yapan Mersin, arkeolojik açıdan zengin eserleri bünyesinde barındırıyordu çünkü.

Kızkalesi, Korikos Kalesi, Cennet-Cehennem, Kanlı Divane, Adam Kayalar, Uzuncaburç, Üç Güzeller Mozaiği bunlardan bazılarıydı.

Mersin Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Anabilim Dalı Profesörü Serra Durugönül’e göre Mersin, tarihsel yani kronolojik açıdan çok zengin bir kent olarak karşımıza çıkıyor. Kentin tarihi M.Ö. 7 bin yılına kadar dayanıyor. Koyun türünün ilk defa Yumuktepe’de evcilleştirildiği anlaşılıyor.

Arkeolojik açıdan kentin tarihi Prehistorik dönemlerden başlıyor, Neolitik döneme kadar gidiyor. Tarih öncesi dönemi temsil eden Prehistorik dönem, 2 milyon yıl öncesine dayanır. Arkeoloji tarafından araştırılan bu dönem, insanlığın yaşamında en uzun dönemdir.

Yerleşim geçmişi Hititler, Persler, Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar ve İslami döneme kadar kesintisiz devam ediyor. Kent tarihi hem kronolojik olarak, hem de tür olarak geriye gidiyor. Mimari, heykel, seramik, sikke gibi türler zengin bir geçmişi bulunuyor.

Yer aldığı Antik Kilikya bölgesinin coğrafi sınırları doğuda İskenderun Körfezi’nden başlıyor ve Alanya’ya kadar devam ediyor. Kuzeydeki sınırlarını Toros Dağları oluşturuyor.

Wikipedia bilgilerine başvurduğumuzda ise; Yumuktepe, arkeolojik açıdan büyük önemi olan bir höyük olup, Mersin kenti içinde kalmış. İlk kazı çalışmaları sırasında kent dışında olan Yumuktepe Höyüğü, 1936-1938 yılları arasında İngiliz arkeolog John Garstang tarafından ortaya çıkarılmıştır.

Höyükteki çalışmalar ile 23 tabakalı yerleşim yeri saptanmıştır. Yumuktepe’de tarım yapılmış; koyun, keçi, domuz ve sığır beslenmiştir. İ.Ö. 4500 de Neolitik ya da Cilalı Taş Devrine denk gelen tabakada ise Dünya tarihindeki ilk kaleye benzeyen yapı saptanmıştır.

1991 yılında ziyarete açılmıştır. Müzede, arkeolojik ve etnografik (kavimsel) üç ayrı salonda teşhir edilmektedir. Müzenin giriş katındaki birinci salonda, Roma Dönemine ait mermer insan başları, heykeller, steller ya da dikili taşlar ve amforalar yer almaktadır. Ayrıca, pişmiş kilden yapılmış terliksi biçimindeki mezarlar sergilenmekte olup, Pompeipolis Antik Kenti’nde bulunmuştur.

Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden Yumuktepe ve Tarsus’taki Gözlükule kazılarından çıkarılan buluntulardan bazıları müzenin ikinci salonunda sergilenmektedir. Bu salonda Taş Devrine ait; Yeni Taş, Bakır Taş ve Eski Tunç dönemlerine ait eserler sergilenmektedir.

Sergilenen eserler arasında iki kulplu kaplar; ikili, üçlü, dörtlü sepetkulplu, fincan şekilli kaplar, gaga ağızlı testiler, değişik renklerde boyanmış kaplar bulunmaktadır. Ayrıca Eski Tunç çağı ile Urartu, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait çeşitli çanak, çömlek, cam ve bronz eserlerin yanı sıra altın, gümüş ve bronz sikkeler de sergilenmektedir. M.Ö. İkinci bine ait kurşun figürler, Hitit İmparatorluk dönemine ait mühürler görülmesi gereken eserlerdir.

Etnografik ya da kavimsel eserlerin bulunduğu üst kattaki üçüncü salonda; gümüş süs eşyaları, tespihler, işlemeli kadın elbiseleri, peşkirler, ağaç ve bakır kaplar, kilimler, nazarlıklar, kama ve benzeri aletler bulunmaktadır.

Müze bahçesi de gezilmesi ve görülmesi gereken bir mekândır. Bahçede çeşitli dönemlere ait taş eserler, sütun başlıkları ve oldukça büyük küpler bulunmaktadır.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verilerine göre, Mersin Müzesi envanterine kayıtlı yaklaşık 14 000 adet tarihi eser bulunmaktadır. Yer darlığından ötürü bunların ancak % 7 si sergilenebilmektedir.


Yorumlar

  1. Mersin’in tarihi M.Ö. 7 bin yılına kadar uzanıyor; Yumuktepe Höyüğü’nde koyunun ilk kez evcilleştirildiği anlaşılıyor.

    YanıtlaSil
  2. Mersin, Antik Kilikya bölgesinin bir parçası; doğuda İskenderun Körfezi’nden başlayıp Alanya’ya kadar uzanıyor, kuzeyde Toros Dağları ile sınırlanıyor.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Endülüs Emevî Devleti Başkenti Kurtuba

Tarih ve Kültürü ile Selanik

Bir tatlı huzur mekânı Kalamış