Sular ve Şelaleler Şehri Edessa (Vodina)

Sular şehri olarak da bilinen Vodina ya da Edessa, Yunanistan'ın kuzeyinde, Orta Makedonya bölgesinde yer alan bir yerleşkedir. Şehir, Vardar Ovası'na hakim konumdaki bir plato üstüne kurulmuş, güney doğu kısmı hariç diğer yönleri dağlık ve ormanlıktır.
Vodina (Edessa) şehri, Vardar Ovası'na sınırdır. Vardar Ovası, Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp’ten başlar ve Veles, Demir Kapı üzerinden Yunanistan’a doğru uzanır.
Güney doğu yamacı ise Antalya falezlerini andıran dik bir uçurum. Dağlardan gelen sular şehrin içinden geçerek falezlerden aşağıya, vadiye akar. Vadideki uçsuz bucaksız verimli topraklarda, dünya toplam üretiminin %4 'ünü karşılayan kiraz bahçeleri yer alır.
.jpg)
Antik dönemde Edessa adıyla bilinen şehir, 12 şelalesi ve yeşil doğasıyla "Suların Şehri" olarak anılır. Slav dillerinde voda, su anlamına geliyor. Edessa ise suyun bol olduğu, sular şehri anlamındadır.
Geçmişinde birçok medeniyetin izleri olan Vodina, 1390 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmiş ve 522 yıl Osmanlı himayesinde kalmıştır. Osmanlı döneminde önemli bir Müslüman nüfusa sahip olan şehirde, camiler ve Osmanlı mimari izleri bulunur.
Turizm açısından öne çıkan Vodina, şelaleleri, festivalleri ve doğal güzellikleriyle ziyaretçi çeker. Şehir, tarihî Via Egnatia yolu üzerinde konumlanır.
Şelaleler, şehrin merkezinde olup gezginleri büyüleyebilecek güce sahiptir. Edessa cadde ve sokaklarında yürürken atılan her adım suyun sırlarını keşfetmenize neden olur.
.jpg)
.jpg)
Dünyada bir eşi daha olmayan Vodina'daki ''Su Açık Hava Müzesi'' gezginler için mutlaka görülmesi gereken yerlerdendir. Bu oluşum tekstile, değirmenlere ve Edessa’nın endüstrisine hayat verir.
Aristokrat Varoshi'ye doğru yürüyerek, 14. yüzyılın Bizans kiliseleri ve Makedon mimarisinin eski evleri ile görkemli bir geçmiş önünüzde canlanır.
Edessa'daki Şelaleler akşamları sizi neşelendirirken, Ihlamur Ağacı da lezzetli yerel lezzetlerle damağınıza tat katar.
Edessa'nın en popüler noktası, sınırları içinde kafe, lokanta ve Su Müzesi bulunduran Şelale Parktır. Şelaleyi daha güzel açılardan görmek için ise merdivenlerle yaklaşık 70 metre aşağı iniliyor. Şelale o kadar gür akıyor ki etkilenmemek elde değildir.
.jpg)
.jpg)
Edessa sular şehri olarak tanınmanın yanı sıra, dünya genelinde en güzel ve en lezzetli kiraz çeşitlerine sahip olduğu için "Kiraz dünyası" olarak da tanınır.
31 Aralık 2025 Çarşamba...
Selanik-Vodina yolculuğu boyunca, gerek rehberimizin anlattıkları gerekse önceden derlediğim notlarımın ışığında, Vodina'yı görüp gezdikten sonra edindiğim izlenimleri okuyucularımla paylaşmak istedim.
Vodina, bir şehrin yalnız adından ibaret değildi. Balkanlar’da yüzyıllar boyunca birlikte yaşamanın sessizce mümkün olduğunu gösteren şehirlerden biriydi.
Bu şehirde tarih yüksek sesle konuşmaz; suyun sesiyle anlatır kendini. Şelaleler, değirmenler ve dar sokaklardan geçen kanallar, Vodina’nın hafızasını bugüne taşıdı.
Bu bölüm, Vodina’yı bir tarih anlatısı olmaktan çok, bir şehir hatırası olarak ele alır. Amaç; taşın, ahşabın ve suyun bir araya gelerek oluşturduğu sosyal ve kültürel bütünlüğü görünür kılmaktı. Öyle de oldu.
Vodina’yı Balkan şehirleri içinde ayrıcalıklı kılan unsur sudur. Şelaleler yalnızca doğal bir güzellik değil, şehir hayatını kuran ana eksendir. Evlerin altından geçen su, değirmenleri döndürürken gündelik hayatı da şekillendirdi.
Su; temizleyen, besleyen ve birleştiren bir unsurdu. Bu nedenle Vodina’da yaşayanlar, etnik ve dinî farklılıklarına rağmen aynı şehir ritmine dâhil olurdu. Aynı sudan geçen hayatlar, benzer alışkanlıklar üretirdi.
Osmanlı döneminde Vodina, büyük bir idarî merkez olmamakla birlikte düzenli ve dengeli bir şehir yapısına sahipti. Müslümanlar, Ortodoks Hristiyanlar, Slav unsurlar ve Yahudiler aynı çarşıyı, aynı pazar günlerini paylaşırdı.
Mahalleler dinî kimliklere göre ayrışsa da şehir bütünüyle birdi. Cami, kilise, değirmen ve çarşı günlük hayatın doğal parçalarıydı. Birlikte yaşama, teorik bir kavram değil, hayatın kendisiydi.
Vodina’nın mimarisi gösterişten uzaktı; fakat işlevsel ve anlamlıydı. Taş temeller üzerine kurulan ahşap üst yapılar, çıkmalı odalar ve avlularla tamamlanırdı. Sokakların darlığı, hem iklim hem de güvenlik kaygılarının bir sonucuydu.
Her evin suyla bir ilişkisi vardı. Suya sırtını dönen ev yoktu. Değirmenler, köprüler ve su yolları, mimarinin ayrılmaz parçalarıydı. Bu yapıların çoğu bugün yoktur; fakat izleri hâlâ şehir planında okunabilirdi.
Vodina’da kültür, kitaplarda değil günlük hayatta yaşardı. Fırın başındaki sohbetler, kahve önündeki sessizlikler, çocukların su kenarındaki oyunları bu kültürün taşıyıcılarıydı.
Diller farklıydı; Türkçe, Yunanca, Slav lehçeleri ve Ladino bir arada duyulurdu. Ancak yaşama biçimi ortaktı. Aynı yemekler farklı adlarla pişer, aynı türküler farklı sözlerle söylenirdi.
19. Yüzyılın sonlarına doğru Vodina’nın dengesi bozulmaya başladı. Balkan milliyetçilikleri, şehir hayatına şüphe ve ayrışma getirdi. Okullar ayrıldı, kimlikler keskinleşti.
Ardından savaşlar ve göçler geldi. Mahalleler boşaldı, evler sustu. Vodina’nın sesi değişti; su akmaya devam etti, fakat şehir eski ritmini kaybetti.
Türklerin ve diğer Müslüman unsurların ayrılışıyla birlikte sadece insanlar değil, bir şehir kültürü de Vodina’dan çekildi. Ezan sesi, hamam buharı ve çeşme başı sohbetleri hatıralarda kaldı.
Yine de şehir bütünüyle unutmadı. Sokak kıvrımlarında, taş duvarlarda ve su yollarında geçmişin izleri yaşamaya devam etti. Şehir konuşmayı bıraktı; ama hafızasını korudu.
Bugün Edessa adıyla bilinen Vodina, düzenli ve turistik bir Yunan kentidir. Ancak eski Vodina, rehber kitaplarda tam olarak anlatılamazdı. Onu, suyun sesini dinleyenler ve eski mahalleleri arayanlar hissederdi.
Özetle Vodina, kaybolmadan değişmiş şehirlerden biridir. Taş yerindedir, su akmaktadır; fakat insanlar yoktur. Bazen bir şehir, en çok gidenleriyle yaşar. Bu bölüm, Vodina’nın geçmişine bir ağıt değil; şehir hafızasına düşülmüş bir not olarak okunmalıdır.
.jpg)
.jpg)
.jpg)
Yorumlar
Yorum Gönder