Kilikya Başkenti Tarsus
Kilikya Başkenti Tarsus Hikayesi
31 Temmuz 1960’ın o kavurucu Pazar sabahında, Tarsus Karabucak’taki okaliptüs kokulu fidanlıkta alışılmışın dışında bir heyecan vardı. Mehmet için mevsimlik işçiliğin ikinci ayı dolmuştu. Nasır tutmuş elleriyle çapa salladıkları o uzun günlerin karşılığını alma vakti gelmişti.
Fidanlık muhasebesinden İvriz öğrencisi Mehmet adına tam 351 Lira ödeme yapıldı. Bu para, dökülen terin, güneşin altında geçen saatlerin ve toprağa verilen emeğin helal karşılığıydı. Mehmet, cebindeki paranın verdiği güvenle babasının yanına gitti. İzin koparmak zor olmadı; yan yana çalıştığı arkadaşı Salih ile birlikte kendilerini ödüllendireceklerdi.
Hedefleri Tarsus’tu. Mehmet’in zihninde sadece bir şehre gitme isteği değil, İvriz İlköğretmen Okulu’ndaki tarih öğretmeni Hüseyin Seçmen’in derslerde anlattığı büyülü hikâyeler yankılanıyordu. Hüseyin Seçmen, Roma İmparatorluğu’nu anlatırken Kilikya’nın bu görkemli başkentinden öyle bir bahsederdi ki; Mehmet için Tarsus sadece bir işçi şehri değil, tarihin kalbinin attığı yerdi.
İki arkadaş bisikletlerine atladılar. Pedal çevirdikçe tozlu yollar geride kalıyor, binlerce yıllık bir efsane yaklaşıyordu. Mehmet’in aklında tek bir yer vardı: Dünyanın en romantik kapısı denilen o meşhur giriş. Şehre vardıklarında, karşısında tüm heybetiyle duran o taş yapıyı gördü: Kleopatra Kapısı.
Mehmet, kapının önünde durup bir an hayallere daldı. M.Ö. 41 yılını düşündü. Mısır’ın efsanevi kraliçesi Kleopatra’nın; yelkenleri erguvan renkli atlastan, kürekleri gümüşten, gövdesi altın yaldızlı gemisiyle, bir iç liman olan Tarsus Regma Gölü'ne demir atışını canlandırdı zihninde. Romalı General Antonius ’un, Kleopatra aşkı için şehri nasıl yeniden yarattığını ve bu kapıyı sevgilisinin onuruna nasıl adadığını hissetti. O an bu kapı, sadece taştan bir yapı değil; Antonius ve Kleopatra’nın ölümsüz aşkının bir mührüydü.
Mehmet, bisikletinin gidonuna yaslanmış halde etrafına bakarken Strabon’un bahsettiği o "ana kenti" soluyordu. Gözlükule Höyüğü’nde yatan 10 bin yıllık kesintisiz yaşamı, medeniyetlerin birbirinin üzerine eklenen izlerini düşündü. Tarsus, bir zamanlar Regma Gölü üzerinden dünyaya açılan dev bir liman kenti, Kilikya’nın parlayan yıldızıydı.
Ancak zaman acımasızdı. Regma Gölü, kendini besleyen Berdan Nehri'nin akış yatağı değiştirilince, bataklığa dönüşmüş, a+akdeniz'e ulaşım kanalı kapanmış ve Tarsus o muazzam gücünü yavaş yavaş yeni parlayan Mersin’e devretmişti. Yine de Mehmet için o gün Tarsus, tüm ihtişamıyla ayaktaydı.
Akşam fidanlığa, o tavuk kümesinden bozma evlerine dönerken Mehmet’in heybesinde sadece yorgunluk yoktu; bir öğretmenden aldığı tarih bilgisini kendi gözleriyle görmüş olmanın verdiği o eşsiz gurur ve Kleopatra’nın gölgesinde geçmiş bir günün masalsı hatırası vardı.
31 Temmuz 1960 Pazar, Tarsus...
Çocukluk ve öğrencilik dönemlerimin büyük bir bölümü, yaz tatillerinde mevsimlik işçi olarak çalıştığım, Mersin’in Tarsus Okaliptüs Orman Fidanlığı ile Turan Emeksiz Ağaçlandırma Sahası'nda geçmiştir.
Başta Kleopatra Kapısı, Aziz Pavlus Kilisesi, camileri, bedestenleri, hamamları gibi tarih kokan mekânlarının yanı sıra Tarsus Şelalesi de ilgimi çekmiştir. İvriz İlk Öğretmen Okulu Tarih Öğretmeni Hüseyin Seçmen'den dinlediklerime ek olarak, ilçe kütüphanesinden de edindiklerime göre; Tarsus’ta Gözlü Kule Höyüğünde yapılan 1934 yılındaki ilk kazılar bu yörede ilk yerleşmenin Neolitik dönemle başladığı ve Orta Tunç çağa değin kesintisiz sürdüğünü ortaya koymuştur.
Tarsus’u ilk kez kimin kurduğu konusunda çeşitli söylenceler vardır. Bunlar’ ın en yaygın olanı, kentin Asur Hükümdarı Sardanapal’ın kurduğudur. Yöreye M.Ö. 7. yüzyılda geldikleri sanılan Yunanlıların burada bir yerleşimle karşılaştıkları kesindir. Bir süre Asur egemenliği altında kalan yöre daha sonra Perslerin, sonra da Büyük İskender in eline geçmiş, İskender’in ölümünden sonra Tarsus, tüm Kilikya ile birlikte Selofkonların payına düşmüştü. M.Ö. 246 yılında Mısır yönetimine geçtiyse de bir süre sonra geri alınmıştı.
İlk Çağ’da Helenlerce Kilikya diye anılan bölge bugünkü adıyla Çukurova’yı, bir de Mersin’den Alanya’ya kadar uzanan kıyıları ve bunların arkasındaki Toros dağları güney yamaçlarını içine alır. Kent önceleri Toros adıyla anılmış sonradan bu ad Latince de Tarsus olmuş ve zamanımıza kadar da gelmiştir.
M.Ö. 66 yılında Kilikya bir Roma vilayeti olunca, Tarsus’ ta bunun merkezi durumuna getirildi. Tarsus’ a tarihi bir önem kazandıran Cydunus/Tarsus Berdan Çayı o dönemlerde kentin içinden geçmekteydi. Beslediği iç liman Regma da Berdan Nehri kollarından biriyle Akdeniz'e ulaşımı sağlıyordu. Kleopatra ve Romalı komutan Marcus Antonius, Tarsus’ a bu ırmak yoluyla gelmişlerdi.
Tarsus Hristiyanlığın kurucularından Aziz Pavlus’un doğduğu kent olarak da önem taşır. Hristiyanlık tarihi açısından oldukça önemli bir yerleşim olan Tarsus, Berdan ovasından kuzeye doğru engebeli arazi boyunca son yıllarda hızla gelişmektedir. Çok zengin bir tarihi olup, dini inançlar yönünden önemli bir kenttir.
Diğer taraftan, ünlü coğrafyacı Strabon M.Ö. birinci yüzyılda Tarsus’ ta dil bilginleri, filozof ve yazarların yaşadığını yazar. Yedinci yüzyıl ortalarında ilk İslâm fetihleri sonucunda İslâm ordusunun Anadolu’ya girmesiyle Bizans-İslâm sınır bölgesi oluştu.
.jpg)
636 yılında Antakya’yı alarak Bizans Anadolu’suna giren İslâm ordusu, birçok Bizans şehrini fethetti. Bunun üzerine Bizans İmparatoru Herakleios İslâm ordusunun Anadolu’da ilerlemesini durdurmak için Antakya, Tarsus, Malatya, Erzurum, şehirlerini yakıp, yıkarak İslâm ordusuna bıraktı. Bilinçli olarak harap edilmiş tampon bölge oluşturdu. 965 yılında tekrar Bizanslılara geçen Tarsus bu dönemde Antakya Prensliğine bağlandı. 1083 yılında Anadolu Selçuklu Devletinin Kurucusu Süleyman Kutalmış tarafından alındı.
1133 yılında ise Ermeni Prenslerinden Leon’ un eline geçti. 1137 yılında Bizans imparatoru Yoannes Kommenos, Tarsus’ u geri geri aldıysa da, 1172 – 1173 yıllarında yöre yeniden Ermeni egemenliğine girdi.1300 yılından sonra sırasıyla Memluklar, Ramazanoğluları ile Dulkadiroğluları beyliklerinin yönetimine geçti. 1516 da ise, Yavuz Sultan Selim ile Osmanlı topraklarına katıldı. Tarsus 1571 de Kıbrıs Eyaletine bağlı bir sancak merkezi olduysa da, bir süre sonra Adana eyaleti sınırlarına alındı.
1832 de Osmanlı güçlerini yenen Mısırlı İbrahim Paşa, Adana ve çevresini ele geçirdiyse de 1839 da yeniden Osmanlı topraklarına katıldı. Tarsus, 1867 de Halep vilayeti, 1877 de ise Adana sancağının bir kazası oldu.
MÖ. 5000 yılına dayanan tarihinde görkemli dönemler yaşayan, çeşitli uygarlıklara kent merkezliği yapan, doğulu kervanların uğrak yeri ve ticaret merkezi olan Tarsus, bu ticari özelliğini günümüzde de korumaya çalışmaktadır.
Bereketli topraklara sahip olan Çukurova’da her türlü ziraatın yapılması ve sanayinin ham maddesi olan ürünlerin bolluğu, bu bölgede sanayinin gelişmesinde en önemli faktör olmuş.
1800’lü yılların ikinci yarısında, bölge potansiyelinin farkında olan yabancı ülkeler, pamuğun ilk işleme biçimi olan çırçır fabrikalarını faaliyete sokmuştur. Çırçır işletmelerinden iplik fabrikasına ilk geçiş, 1887 yılında Mavromati ve Şürekâsı İplik Fabrikası’nın açılmasıyla gerçekleşmiştir. 1920’de bölgede Tarsus Konserve Osmanlı A.Ş. kurulmuş ve Tarsus sanayisi daha da gelişmeye başlamıştır. 15 Eylül 1902’de ilçede üretilmiş.
Tarsus’un ekonomisinde tarım önemli gelir kaynağıdır. Türkiye'nin en verimli toprakları yine Tarsus’tadır. 202.400 hektarlık ilçe toprağının 154.902 hektarı tarım arazisi, 62.786 hektarı orman ve fundalık, 4080 hektarı çayır ve mera, 20.632 hektarı tarım dışı arazidir. Tarım alanlarının büyük bölümünün sulanması, gübrelenmesi ve yeni tekniklerin uygulanması ile toprağın verimi artırılmakta, ürünler iyi değerlendirilmektedir.
Mersin ilinin en verimli ve en geniş tarım arazisi, Tarsus’un ovalık yöresindedir. Bununla beraber iklimin tarıma elverişli olması bu arazilerde her çeşit tarımın yapılmasını sağlamaktadır. Ovalık araziler de, ilkbaharda turfanda sebze ve meyveler, daha sonra sebze, kiraz ve üzüm ekilmektedir. Kış mevsiminde ise papaya, liçi, ananas, portakal, mandalina ve limon meyvelerinden başka kışlık sebzeler de ekilir.
Pamuk, susam ve soya gibi yağlı tohumlu bitkilerden tahılların her çeşidine kadar tarla ürünlerinin ekimi bu verimli arazilerde yapılır. Yine Tarsus’ta iyi kalitede Kolombiya kahvesi üretimi denemeleri olumlu sonuç vermiştir.. Tarsus’un bazı köylerinde olumlu sonuç vermiştir.

.jpg)
.jpg)

.jpg)
.jpg)
Yorumlar
Yorum Gönder