Tarih ve Kültür Kenti Silifke
Bu
anlatı, yalnızca bir gezi değil; suyun, taşın, türkünün ve
halkın birleştiği bir destandır. Silifke, hem tarihin hem de
folklorun sahnesinde, göğe yükselen bir şiir gibi durur.Silifke, hem kültürel mirası hem de doğal ekosistemleriyle Akdeniz’in önemli merkezlerinden biridir. Kale ve köprüler tarihsel sürekliliği temsil ederken, Göksu Deltası biyolojik çeşitliliği ve göç yolları üzerindeki stratejik konumuyla uluslararası öneme sahiptir.
Göksu Nehri’nin kıyısında başlayan bu serüven, suyun akışında tarihin ve doğanın birleştiği bir ezgi gibidir. Nehir, Torosların kalbinden doğup Akdeniz’e kavuşurken, deltasıyla kuşların cennetini yaratır; flamingoların, pelikanların ve saz horozlarının kanat çırpışlarıyla gökyüzü bir şenlik alanına dönüşü
Ufukta yükselen Silifke Kalesi, kartal yuvası gibi göğe uzanır. Yüzyılların sessiz bekçisi, taşlarının arasına gömülmüş hikâyeleriyle şehre hâkimdir. Roma Köprüsü’nün kemerleri, Vespasianus ’un ve Titus ’un adını taşırken, Göksu’nun sularına yansıyan gölgeler geçmişle bugünü birbirine bağlar.

.jpg)
Silifke’nin folkloru, Türkmenlerin yoğurduyla birleşir; kaşık oyunlarının ritmi, klarnetin ve kemanın sesiyle yankılanır. Her adımda bir türkü, her kıvrak hareketle bir tarih dile gelir. Halk oyunları, Yörüklerin göç yollarını ve yaşamını sahneye taşır; sözlü ezgiler, topluca oynanan danslarla bir şehrin ruhunu görünür kılar.
Parklarda, çiçeklerin ve ağaçların arasında yürürken, Alaeddin Camii’nin taş mihrapları Selçuklunun izlerini fısıldar. Türkmen Güzeli Parkı’ndaki heykel, elinde çiçeklerle göçün ve güzelliğin sembolüne dönüşür.
Ve yolculuk, eğimli sokaklardan kaleye doğru yükselirken doruğa ulaşır. Silifke Kalesi’nin eteklerinde, taşların sessizliğiyle buluşan adımlar, bir sonraki destanın kapısını aralar.
.jpg)
Silifke, hem kültürel mirası hem de doğal ekosistemleriyle Akdeniz’in önemli merkezlerinden biridir. Kale ve köprüler tarihsel sürekliliği temsil ederken, Göksu Deltası biyolojik çeşitliliği ve göç yolları üzerindeki stratejik konumuyla uluslararası öneme sahiptir.
M.Ö. 6000’lerden itibaren yerleşim izleri olsa da ilk toplulukların kimliği belirsiz. Luviler, Hititler ve Arzava Krallığı bu topraklarda hüküm sürmüş; ardından Frigler ve Kilikya Krallığı gelmiş. Büyük İskender döneminde bölge Makedonya’ya bağlanmış, sonrasında Selefkos Nikador tarafından “Selefkiya” adıyla Silifke kurulmuş.
Roma İmparatorluğu’nun genişlemesiyle Silifke önemli bir merkez haline gelmiş; Kleopatra ve Antonius ’un hikâyesinde bile yer alıyor. Bizans döneminde Ayatekla’nın varlığı Silifke’yi Hristiyanlar için hac merkezi yapmış.
647’de İbn-i Keys komutasındaki İslam orduları Silifke kıyılarından Anadolu’ya çıkmış. Abbasiler döneminde Türk kökenli askerlerin seferleriyle bölge Türklerle tanışmış. 1067’de Afşin Bey’in seferiyle Selçuklular Silifke’ye girmiş; Türkmen ve Yörük boyları yerleşmiş.
1190’da Alman İmparatoru Barbarossa Göksu’da boğularak ölmüş. 13. Yüzyılda Ermenilerle Türkmenler arasında yoğun çatışmalar yaşanmış. Karamanoğulları Beyliği Silifke’de güç kazanmış, Osmanlı öncesi dönemde bölge sık sık el değiştirmiş.
1472’de Gedik Ahmet Paşa’nın seferiyle Silifke Osmanlı topraklarına katılmış 16. Yüzyılda Kıbrıs’a bağlanmış, uzun süre Kıbrıs yönetiminde kalmış. 19. Yüzyılda Osmanlı idari düzenlemeleriyle Adana eyaletine bağlanmış, ardından İçel sancağı olarak özerk bir konuma gelmiş.
1924’te sancak sistemi kaldırılmış, İçel vilayeti kurulmuş. 1933’te vilayet merkezi Silifke’den Mersin’e taşınmış. 2002’de “İçel” adı tamamen kaldırılarak “Mersin” resmî isim haline gelmiş.
20 Nisan 2015 Pazartesi, Silifke…
Yıllar önce Alanya’dan, sahil karayolu ile Mersin’e giderken bir kartal yuvasına benzeyen Silifke Kalesi’ni görmüştüm. Oldukça heybetli ve Silifke’ye hâkim konumdaki bu kaleyi görme isteği doğmuştu içimde. 2015 yılını beklemem gerekiyormuş.
”Silifke’nin Yoğurdu” türküsünü duymayan yoktur. Çok özel olan Silifke Yoğurdu Türkmenlerin önemli geçim kaynaklarından biriydi. Yoğurtlarının yanı sıra folklorü de dünyaca ünlüdür Silifke’nin. Silifke’nin halk oyunları Yörük yaşantısını yansıtır. Klarnet, keman ve koltuk davuluyla çalınıp söylenen Silifke türküleri melodi zenginliği ve kıvraklığı ile büyük beğeni toplamaktadır. Silifke’de oynanan kaşık oyunlarının en büyük özelliklerinden birisi sözlü olmasıdır. Oyunlar, türküleriyle beraber çalınıp söylenerek, kaşık kullanarak, kız ve erkeklerden oluşan gruplarla beraberce oynanmaktadır.
.jpg)
Öncelikle, köprü girişinin sağında kalan ve ilgimi çeken Parka giriş yaparak, gözden geçiriyorum. Güzel bir çevre düzenlemesi vardı. Her yaştaki konuklarının ihtiyaçlarını giderecek şekilde donatılmıştı.
Parkı dolaştıktan sonra Göksu kıyısına yaklaşarak, nehrin ve çok uzaklarda bir kartal yuvası gibi görünen Silifke Kalesi’ni de içine alacak şekilde fotoğraflar çekiyorum. Köprü üzerinden Göksu’ya bakarken, bir taraftan da internetten edindiğim elimdeki notlara bakıyorum. Silifke’ye güzellik katıp, hayat veren Göksu Nehri’ni de tanımak gerekiyor bu arada.
.jpg)
İnternet Vikipedi bilgilerini gözden geçirdikten sonra, köprü üzerinden batıya bakıyorum. Yaklaşık bir km uzaklıkta bir taş köprü ile yaklaşık 3 km uzakta ve denizden 300 metre yüksekteki Silifke Kalesi görünüyor. Bu muhteşem görüntüyü seyredip fotoğrafladıktan sonra, nehrin diğer kıyısını geçtim.
Nehrin her iki yakasına bisiklet ve yaya yolları yapılmış. Bana göre, Göksu’nun güney kıyısından yürüyerek Taş Köprüye gitmek istiyorum. Yaya yolu girişinin solunda Saklı Bahçe Cafe Restoran bulunuyordu. Hemen arkasına rengârenk koltuk, sandalye ve masaların yanına salıncaklı bir divan da yerleştirmişlerdi.
Oturup bir şeyler içmek zaman kaybı olacaktı, yürümeye devam ettim. Çevre düzenlemesi mükemmeldi. Yaklaşık 400 m sonra Göksu Parkı ile karşılaştım. Adım başı ağaç görünümlü masalar ve banklar konulmuştu. Çiçekli büyük ağaçların yanı sıra çalı türü bitkiler de vardı.
Feyyaz Bilgen Köprüsü’nden ayrıldıktan 20 dakika sonra Roma Köprüsü üzerindeydim. Adana’daki Taş Köprü’ye benzetmiştim. Bir farkla, Adana’daki köprünün 14 gözü ya da kemeri bulunurken, bu köprünün sadece 5 kemeri vardı.
.jpg)
Köprü M.S. 77-78 yıllarında Kilikya Valisi L. Octavius Memor tarafından, Roma İmparatoru Vespasianus ve oğulları Titus ile Domitianus adına yaptırılmış. Göksu Irmağındaki bu Taş Köprü 19. yüzyılın sonlarına kadar orijinal şeklini korumuş.
Birçok defa onarım görmüş ve tadilat yapılmış. Bilinen en büyük onarım 1875 yılında Silifke Mutasarrıfı Mehmet Ali Paşa tarafından yaptırılmış. Gerçekte 7 gözlü olan Roma Köprüsü, onarım ve tadilatlar nedeniyle, gözlerden ikisi toprak altında kalmış. 5 kemerli kalan köprü üzerinde 1972 yılında genişletme çalışmaları yapılmış ve motorlu taşıt trafiğine açılmış. Köprünün temelleri korunmuş, üzeri modern bir yapıya kavuşturulmuş.
Roma Köprüsü’nün diğer tarafına, kuzey ucuna geçiyorum. Sağında, Abdi İpekçi Caddesi bölümünde belediye ekiplerince nehir kıyısındaki ağaçların bakım ve budama çalışmaları yapılıyordu. Bir taraftan da yaya ve bisiklet yolunda onarım gerçekleştiriliyordu.
Basamaklı bir merdivenden inerek, köprü ve köprü kemerleriyle Silifke Kalesi’nin en iyi görüntüsünü yakalamaya çalışıyorum. Uygun bir pozisyon yakalayıp, fotoğraflar çekildikten sonra köprünün diğer tarafında bulunan parka giriyorum.
Adının Türkmen Güzeli Parkı olduğunu öğrendiğim bu parkta elinde bir buket çiçek bulunan bir kadın heykelini görmek oldukça ilginç geldi bana. Parktan çıkarak, tekrar nehrin güney yakasına geçiyorum. Tam karşıda, adının Aleaddin olduğunu öğrendiğim bir cami görüyorum
İçel İlinin en önemli akarsuyu olan Göksu, iki kol halinde Orta Toroslardan doğar. Güney kolu Geyik dağlarından, diğer kol ise Haydar dağlarından kaynaklanır. Bu iki kol Mut ilçesinin güneyinde birleştikten sonra Göksu adını alır. Uzunluğu yaklaşık 260 km. olan Göksu Nehri, Taşucu ve Silifke arasında bir delta yaparak Akdeniz’e dökülür.
Yaban hayatı açısından çok zengin olan Göksu deltası “Uluslararası Kuşları Koruma Derneği Konseyi” tarafından Avrupa ve Ortadoğu’nun önemli kuş cennetlerinden biri olarak değerlendirilmiştir. Göksu deltasında 300’den fazla kuş türü yaşamaktadır.


Delta, özellikle saz horozu, yaz ördeği, flamingo, balıkçıl, pelikan, pas-baş, dalagan, angıt, turaç, mahmuzlu kız kuşu, uzun bacak batak kırlangıcı, İzmir yalıçapkını, arıkuşu, bıyıklı saz bülbülü, dikkuyruk ve ötleğen kuşlarının Türkiye’deki başlıca üreme alanıdır.
Taş köprünün tam karşısında bulunan Aleaddin Camisi, Selçuklu Sultanlarından Aleaddin Keykubat döneminde yapılmış. Adı buradan geliyor. Kent merkezinde bulunduğundan, Merkez Camii olarak da biliniyor.
Dikdörtgen planlı olan caminin içi, ikişer sütunun ayırdığı üç galerilidir. Orta galerinin karşısında Selçuk süslemeleri olan taş mihrap bulunmaktadır. Caminin ilk yapılışında son cemaat yeri yoktur. Mihrabın iki tarafında pencereler bulunmaktadır. Düz tavanlı cami mihrabının üzerine küçük bir kubbe oturtulmuştur. Selçuklu özelliği göstermeyen basık bir minaresi olan cami 1989 yılında restore edilmiş.
.jpg)

Camiden çıkarak, önce ara sokaklardan birine sonra da Fevzi Çakmak Caddesi’ne çıkıyorum. Yeni rotam Silifke Kalesi olacak. Cadde üzerindeki dükkânlardan birindeki bir genç arkadaştan yardım istiyorum Silifke Kalesi için. Bana, hemen yanı başımızda bulunan 505. Sokak üzerinden Silifke Kalesi’ne ulaşabileceğimi söylüyor. Teşekkür ederek, oldukça eğimli olan 505. Sokak’ta yürümeye başlıyorum. Yaklaşık yarım saat sonra da kalenin eteklerinde oluyorum.
Silifke Kalesi izlenimlerimi bir sonraki yazıya bırakıyorum…
Kaynaklar:
1) https://www.mehmetakinci.com.tr
.jpg)
.jpg)
.jpg)
Yorumlar
Yorum Gönder