Mavi kıyıların başkenti Nice
.png)
Mavi Kıyıların Kalbindeki Nice
Güneş, Akdeniz’in uçsuz bucaksız maviliği üzerinde yükselirken, Nice limanına yaklaşan bir teknenin güvertesinde olduğunuzu hayal edin. Burnunuza gelen iyot kokusu, sadece denizin değil, binlerce yıllık bir tarihin de habercisi olacaktır.
Habercinin hikayesi, aslında bugün başlamıyor. Habercinin hikayesini anlamak için, Mehmet Akıncı ile birlikte zamanda geriye, 3000 yıl öncesindeki İzmir Foça'ya gidelim.
Anadolu’nun rüzgarlı kıyılarından, İzmir-Foça’dan yola çıkan cesur denizcilerle birlikteyiz. Dalgalarla boğuşarak bu körfeze ulaştığımızda atalarımız, buraya zafer tanrıçası Nike’nin adını verdiklerinde, bir gün bu kıyının dünyanın en prestijli noktası olacağını belki de tahmin etmemişlerdi.
Bugün "Avenue des Phoceens" (Foçalılar Caddesi) tabelasının önünden geçerken, kendinizi evinizde hissetmeniz bu yüzdendir. Nice’in hamurunda bizden bir parça var çünkü. Nice, sadece bir tatil rotası değil; Foça’dan başlayıp Fransa’nın şıklığına uzanan, her köşesinde ayrı bir çağın yaşandığı yaşayan bir müzedir adeta.
Güney Fransa’da Akdeniz kıyısındaki Nice şehri merkez olmak üzere Marsilya, Cannes, Grasse, Gourdon, Eze, Monaco, Monte Carlo, Menton gibi yerleşim birimlerinin bütününe Fransız Rivierası ya da Cote D’Azur deniliyor. Türkçeye İngilizceden gelen French Riviera sözüyle bilinen bu kıyı, Fransızcadaki adını şair Stephen Liegeard’ın 1887’de La Cote D’Azur adıyla yayınlanan bir kitabından almaktadır.
Etimolojik olarak da Cote D’Azur “Mavi Kıyılar” anlamına gelmektedir. Gerçekten de İspanya’nın Cebelitarık Boğazı sınırından İtalya sınırındaki Menton’a kadar olan bölgeye, Nice Kalesi ya da Eze Köyü Kalesi üzerinden bakıldığında ‘’Mavi Kıyılar’’ tanımlaması anlam kazanıyor. Öyledir çünkü, denizle gökyüzünün nerede başlayıp, nerede bittiğini göremezsiniz. Denizin maviliği ile gökyüzününkü birbirine karışır.
Modern dünyanın gürültüsünü geride bırakıp Vieille Ville’in (Eski Şehir) dar sokaklarına daldığınızda zaman durur. Pembe, sarı ve turuncu boyalı binaların arasından süzülen ışık huzmeleri, yerel sabunların ve taze pişmiş "Socca"nın (nohut unundan yapılan meşhur Nice krepi) kokusuna karışır. Burası, Nice’in İtalyan ruhunu hala sakladığı yerdir. 1860’a kadar bir İtalyan olan bu şehir, her köşesinde o sıcak ve hareketli Akdeniz enerjisini fısıldar.
Şehrin kalbinden yukarıya, Colline du Château’ya (Kale Tepesi) doğru tırmandığınızda ise manzara sizi nefessiz bırakır. Bir yanda lüks yatların sıralandığı liman, diğer yanda ise turuncu damların bittiği yerde başlayan o meşhur turkuaz deniz... 14. Louis kaleyi yerle bir etmiş olabilir ama buranın ruhunu yok edememiş. Kaledeki şelalenin sesi eşliğinde aşağıya baktığınızda, Stephen Liegeard’ın neden buraya "Cote d’Azur" (Mavi Kıyılar) dediğini bir kez daha anlarsınız.
Aşağıya, sahile indiğinizde ise hikaye modernleşir. Promenade des Anglais (İngiliz Koşu Yolu) boyunca yürürken, 19. yüzyıl aristokratlarının şemsiyeleriyle yaptığı yürüyüşleri hayal edersiniz. Deniz o kadar mavidir ki, gökyüzüyle nerede birleştiğini seçemezsiniz. Akşam olup da ışıklar yandığında, Nice bir festivale dönüşür. Karnavalların neşesi, sokak sanatçılarının ezgileriyle birleşir.
5 Haziran 2016 Pazar, Nice…
Cote D’Azur’da ikinci günümüz. Inter Hotel Sea Side Park’ta bulunan açık mutfaklı odamızda sıkı bir kahvaltı yaptıktan sonra, Nice gitmek üzere, otelimizden yaklaşık 300 metre uzaklıktaki otobüs durağında yerimizi alıyoruz. Cannes’dan gelen 200 nolu otobüsü bekliyoruz. İnternetten 200 nolu otobüsün hareket saatlerini indirmiştim. Yerel saatle 12,00’de otobüsün gelmesi gerekiyor.
Otobüsü beklerken Nice ile ilgili bilgilerimi gözden geçiriyorum. Fransız Rivierası Cote D’Azur’un başkenti olma özelliği gösteren bu olağanüstü kent Nice, palmiye ağaçlarının belirlediği yollar, altın kuma bulanan sahilleri, şehre ruh katan festivalleriyle doğayı seven turistlerin gözdesi olmayı başarmış. Yunanların ve Romalıların hâkimiyetinde kalan ve birçok tarihi eseri barındıran Nice geçmişte ve şu şimdiki zamanda büyülü bir yolculuğa çıkabileceğiniz bir yer.
Cote D’Azur’da, özellikle karayolu ile demiryolu oldukça hesaplı, yeterli zamanınız varsa tercih edilmeli. Biz de öyle yaptık, zamanımız vardı. Her ne kadar 18 km’lik bir yolumuz varsa da trafik sıkışık ve Nice kadar 36 durak geçmemiz gerekiyor. Yaklaşık bir buçuk saat sonra Nice’e giriş yapıyoruz.
.jpg)
.jpg)
Euro 2016 etkinlikleri nedeniyle Promenade des Anglais olarak bilinen İngiliz Koşuyolu taşıt trafiğine kapanmış. Alternatif yollar tercih ediliyor. Alternatif yollarda da bakım çalışmaları var. Arzulanan zamandan daha uzun bir yolculuk yapmak zorunda kalıyoruz. Boulevard Gambetta’da indiriliyoruz. Dönüş Gambetta-Promenade Otobüs Terminali’nden yapılacakmış. Biz yanlış anlıyoruz ve dönüşümüz bir hayli sıkıntılı oluyor. Her neyse…
Şehir, ismini Yunan Zafer Tanrıçası “Nike” den almış. Önceleri “Nikaia” olarak bilinirken, sonradan “Nice” olmuş. Yaklaşık 3000 yıl önce İzmir-Foça’dan yola çıkan denizciler, buraya gelip bu şehri kurmuşlar. Şehirdeki en ünlü yerlerden biri olan “Avenue des Phoceens”, “Foçalılar Caddesi” olarak adlandırmışlar.

Liguria bölgesinde zamanla önemli bir liman haline gelen Nice, M.S.7’nci yüzyılda Cenova Birliği ”ne katılır. 800’lü yıllarda ise, bölgede “Emevi” istilası görülür. Uzun yıllar İtalyanların hâkimiyeti altında kalan Nice, Fransa İtalya’ya göre daha zengin ve güçlü olduğundan, 1860 yılında yapılan referandum ile Fransa’ya bağlanmış.
Promenade des Anglais (İngiliz Koşuyolu)
Bir keyif bulvarı olarak bildiğimiz Promenade des Angeles'e giriyoruz. UEFAEURO2016 etkinlikleri kapsamında bulvar taşıt trafiğine kapatılmış. Kıyı maratonu ve bisiklet yarışları için özel bir düzenleme yapılmış, bariyerler konulmuş. Yine de Promenade des Anglais tam bir keyif bulvarı…
.jpg)
Kente girişte bütün turistlerin ilgi ve dikkatini çeken bu upuzun yürüyüş, bisiklet ve trafik yolu 1822’de Nice’e portakal toplamaya gelen mevsimlik İngiliz işçilerine yaptırılmış. O yıl portakal hasadı kötü gidince işçiler boşa çıkmış. Sağda solda vakit öldürürken olay da çıkaran işçilerin bu durumuna daha fazla dayanamayan Fransızlar, işçileri bu yolu yapmakla görevlendirmişler. O yüzden de adı İngiliz Koşuyolu olarak tanımlanmış.
Önünde geniş bir sahil bandının uzandığı bu keyif bulvarı, özellikle akşamüzeri ve gece tam bir keyif bulvarı olarak tanımlanıyor. Deniz kenarı bulvarı olarak da bilinen Promenade des Anglais, 19’uncu yüzyılın sonundan kalma şatafatlı binaların ve palmiyelerin dizili olduğu bir mimari açık hava müzesine benziyor.
Pembe ikonik bir kubbesiyle öne çıkan yapılardan biri olan Le Negresco Hotel, 1912’de, ‘’Belle Epoque’’ döneminden kalma bir şaheser olarak biliniyor. 1929’lu yıllardan kalma Palais de la Mediterranee bir diğer şaheser olup, dış cephesindeki kanatlı atlara, perilere ve tanrısal diğer varlıklar otele gizemli bir hava katmış.
Nice kentini süsleyen yapılar genellikle 17. yüzyıla ait olup, Barok tarzda inşa edilmiş. 19. yüzyılda Nice’ e gelmeye başlayan İngiliz Aristokrasisi, kentin gelişimine büyük katkıda bulunmuş. Kraliçe Victoria 1895-99 yılları arasında düzenli olarak kenti ziyaret edip, sahilden yaklaşık 3 km içeride bulunan Cimiez’ deki Victoria Otelinde kalmış. Bu nedenle, ‘’Deniz kenarı Bulvarı’’ olarak da bilinen bulvar çevresine sıralanmış anıtsal yapılar ve otellerde İngiliz Mimari özellikleri görülüyor.
Nice aynı zamanda karnavalları ve festivalleriyle de ünlü bir kent olarak biliniyor. Her sene 14 Şubat-4 Mart tarihleri arasında Nice karnavalı düzenleniyor. Nice Karnavalının kökenleri de bir hayli eskiye dayanıyormuş. Orta Çağ’da Nice halkının, Katolik dininde öngörülen ve vaftize hazırlık döneminde kırk gün süren oruç tutma gelenekleri varmış. Oruç başlamadan önce gıdaca zengin bir beslenme bayramı yaşarlarmış. 1294 yılında başladığı söylenen bu geleneksel karnaval, 18. yüzyıla kadar, şehir sokaklarında maskeli balo halinde kutlanmaya devam etmiş.
Fransız devrimi ve Napolyon zamanında askıya alınmış. Ancak, 1830 yılında kraliyet ailesi önünden geçen otuz kadar süslü araba, karnavalın o tarihten sonraki formunun da ilk habercisi olmuş. 1872 yılına kadar kutlamalar caddelerde insanların birbirlerine konfeti, un, yumurta atarak eğlenmeleri şeklinde devam etmiş. Daha sonraki yılarda ise geliştirilerek günümüzdeki halini almış.
Sahil boyunca yürüyüşümüzü sürdürüyoruz. Fransız Bayrağı’nın renklerinden biri olan koyu mavi tonlarda yüzlerce sandalye kıyı boyunca sıralanmış. Yorulanlar bu sandalyelerde dinlenirken bir taraftan da Nice’in meşhur plajlarını ve denize girenleri seyrediyorlar. Keyifli zamanlar geçiriyorlar. Çevrede ilginç bulduğum yapı ve panoramik manzaraların resimlerini çekiyorum. Zamanın akışının farkına varmadan Vieux Nice olarak bilinen Antik Nice’in kıyı surlarına ulaştık.
Cours Saleya (Ucuz Halk Pazarı)
Old City olarak da biline Antik Nice’de kurulan açık pazarları da içinde barındıran bölgeye, Cours Saleya’ya, geçiyoruz. Eski Şehrin mutlaka görülmesi gereken yerlerinden biridir Cours Saleya. Nice’in en meşhur çiçek ve antika pazarı, Antik Nice ile denizi birbirinden ayıran alçak surların dibinde, surlar boyunca kurulmuştu. Nice’te yerel ürünlere yönelik alışveriş yapmak isterseniz burası iyi bir seçenek… Temelde birçok yerde bulabileceğiniz tezgâh usulü bir Halk Pazarı olduğunu öğrenmiştim internetten. Bizdeki semt pazarlarının bir çeşidi, ancak daha kapsamlısı…
Cours Saleya’nın kelime kökenlerine baktığımızda ‘’Fiyatlı Pazar’’ ya da ‘’Ucuz Halk Pazarı’ kavramlarına ulaşabiliriz. Yerelde üretilen sabunlar, parfümler, çeşitli hediyelik eşyalar, çiçekler ve daha nice ürünler bulunuyor bu pazarda. Çiçekler rengârenk… Antika pazarının Pazartesi günleri kurulduğunu öğrenmiştim internetten. Diğer günler meyve, sebze, et, balık, kahvaltılıklar ve hediyelik eşya satışları yapılıyormuş. Yöresel lezzetler, kavanozda incir reçeli, zeytinyağları, değişik sirke ürünleri, hediyelik eşyalar, mis kokulu sabunlar, bulabileceğiniz ürünlerden sadece birkaçı…Çok büyük bir pazar değil Cours Saleya, başka bir yere giderken ya da öğle yemeği seçenekleri aranırken uğrayabilirsiniz. Pazarın iki yanında da restoranlar yer alıyor. Serap ile Hülya pazarı gezerken ben surlara çıkan merdivenleri görüyorum. Pazarı panoramik olarak fotoğraflamak istiyorum. Benim gibi düşünenlerin doldurduğu sahanlığa çıkarak fotoğraflarımı çekiyorum.
Tekrar pazara döndüğümde saat 13,00 olmuş, karnımız da acıkmıştı. Pazarın çevresinde bir hayli dolaştıktan sonra eşim Serap, Fransız usulü tencerede midye yemeye karar verdi. Araştırdık ve sahile açılan sur kapısının yanındaki lokantalardan birine oturduk. Fransız usulü tencerede midye (moules marinieres), domates ve köri sos seçenekleriyle hazırlanan midyeler çok seviliyormuş. Ben balık çorbası söylüyorum. Bir süre sonra tencere midye geliyor, bir kişinin bitiremeyeceği kadar midye var içinde. Midyeler doğal, içi boşaltılıp pirinç konulmamış. Midye ile pek aram olmamasına rağmen birkaç tane ben de yedim.
Vieux Nice-Old City Nice
Eski Nice, Barok mimarinin hâkim olduğu bir bölge olarak karşımıza çıkıyor. Burada görülecek çok sayıda müze, saray ve antik yapı var. Nice ve çevresi uzun yıllar İtalyan egemenliği altında kalmış. Halkın büyük çoğunluğu da İtalyan’mış. 19. yüzyılda Fransa İtalya’ya göre daha zengin ve güçlü olduğundan, 1860 yılında yapılan referandum ile Nice ve bulunduğu bölge Fransa’ya bağlanmış. Bu nedenle, o dönemden kalma evlerde tipik İtalyan mimari özellikleri de görülüyor.
Konuşmayı ve yakın iletişimi seven İtalyanların yaptığı birbirine yakın binalar ve pencereleri kepenkli evler yan yana sıralanmış. Birbirini sıkça kesen daracık sokaklar ile oldukça enteresan ve güzel manzaralar karşımıza çıkıyor. Buralarda dolaşıp eskinin içine monte edilmiş ve çok da güzel duran pek çok küçük bar, kafe, Restaurant, çeşitli küçük dükkânlar ve bir sürü tarihi kilise ve meydanları görüp dolaşmak çok keyifli ve güzel. Panoramik bir turdan sonra Massena Meydanı’na geçiyoruz.
Massena Meydanı
Massena kentin en hareketli ve en büyük meydanlarından biri olup, bütün yollar bu meydana çıkıyor. Napolyon döneminin ünlü generallerinden biri olan Andre Massena’ya bir şükran borcu olarak 1832 yılında yapılmış. Çevresinde birçok pastel renkli bina, bahçeler ve hepsinden önemlisi Antik Kent Nice ve kalesi bulunuyor. Biz meydana Cours Saleya üzerinden girdik.
Dikdörtgen şeklindeki meydanın güney-doğu ucundaki yarım dairenin merkezinde 1956 yılında açılışı yapılmış olan Fontaine du Soleil yani Güneşin Çeşmesini görüp, o tarafa yöneldik. Dairesel ve oldukça büyük olan havuzun çevresinde Yunan ve Roma mitolojisinden esintiler bulunuyordu.
Havuzun kenarındaki heykel çalışmalarıyla Dünya, Mars, Venüs, Merkür ve Satürn temsil edilmiş. Oldukça ilginç ve gizemli tasarımlardı… Bir üstteki havuzda bulunan fıskiyelerden çıkan sularla bu mitolojik tanrılar yıkanıyordu. Havuzlar sisteminin merkezinde ise mitolojide müziğin, sanatların, güneşin, ateşin ve şiirin tanrısı Apollo’un 7 metre yüksekliğinde mermerden bir heykeli bulunuyordu.
Mitolojide her gezegeni açıklayan ya da ona ismini vermiş bir mitolojik kahraman mevcuttur. Mitolojiyi incelediğinizde bu kahramanların, o gezegenle aynı özellikleri taşıdığını görülür. Yöneticisi olduğu gezegenin özellikleri burçların da özellikleridir. Neptün deniz ve deprem tanrısı, tanrılar tanrısı Zeus, savaş tanrısı Mars, kazanç tanrısı Merkür, aşk ve güzellik tanrıçası Venüs gibi…
Bir belgesel programında panoramik olarak gördüğüm bu Apollo heykeline ‘’Çıplak Kral’’ yakıştırması yapmıştım. Apollo heykeline yakından ve biraz daha ayrıntılı bakıldığında, Apollo’nun başındaki tacın aslında minik atlardan oluştuğunu görüyorsunuz.
Apollo heykeline yeterince zaman ayırdıktan sonra tekrar meydana dönüyoruz. Meydanın kuzeyine baktığımızda, sağında ve solunda sıcak yaz aylarında serinlememizi sağlayacak eğlenceli ve sulak alanlar var. Meydanın doğu bölümünde Promenade Miroir d’Eau yani dev bir su aynası bulunuyor. Sucul gösterileri düzenlenmesini sağlayan bu alan 3000 m² lik bir alana sahipmiş. Sucul ve eğlenceli gösterileri sağlayan 6 kilometre uzunluğundaki yeraltı borularıyla karmaşık sistem gerçekleştirilmiş.
.jpg)
Onlarca fıskiyeden belirli aralıklarla, 8-10 metre yükselen suların arasında koşuşturmakta olan çocuklarla, çocuklaşmış olanları görmek çok hoş ve görsel bir şölendi. Fıskiyelerin açık olduğu anlarda herkes gibi eşim Serap da kendisini fıskiyelerin ortasına attı. Birlikte çok eğlendik doğrusu…
Bu alanın tam karşısında da Sis Platosu bulunuyor. Platoda düzenlenmiş jetlaglardan yoğun su buharının fışkırdığı anlarda yoğun bir sisin içine girmiş oluyor ve ortadan kayboluyordunuz. Görülmeye değer ve eğlenceli bir uygulamaydı çocuklar ve çocuk kalanlar için.
Sucul ortamda çocuklar gibi şenlendikten sonra, meydanın bir başka bölgesine geçiyoruz. Dikkat ve ilgimizi çeken pastel renkli yapıların yanı sıra meydandaki direkler üzerinde oturmuş pozisyonundaki heykeller oldu. Place Massena olarak tanımlanan Massena Meydanı’nda 7 adet direk üzerinde oturan 7 adam heykeli bulunuyor. Direkler üzerindeki bu heykeller 7 kıtayı temsil ediyormuş. Direkler ve üzerlerindeki heykellerin tarihi yapılarla uyumlu olduğu pek söylenemez. Yine de heykelleri tanımaya ve anlamaya çalıştık. Sonra da Cours Saleya üzerinden sahil bandına çıkarak Nice Limanı’na gitmeye karar verdik.
Nice Limanı
Nice Kalesi’nin doğusunda kalan liman, Turistik bir gezi limanı olarak biliniyor. Turistik gezilerde oldukça ilgi gören bu liman, yaz günlerini oldukça kalabalık geçiriyor. Biz de Cours Saleya’dan sahil bandına çıkarak bu limana gitmek istiyoruz. Yol boyunca neredeyse bir yarım çember çizerek ilerliyoruz. Önce kaleye çıkan asansörü ve turistik otelleri sonra da ‘’Savaş Anıtı’’nı görüyoruz.
Akdeniz’in masmavi sularının yanında bir kuğu gibi bembeyaz göğe doğru yükselen bu görkemli anıt, Birinci Dünya Savaşı’nda hayatını kaybeden 4000 Nice vatandaşının anısını yaşatmak için inşa edilmiş. Tamamı beyaz taş kullanılarak ve kabartmalar eşliğinde süslenerek inşa edilen göz alıcı anıt, Fransa’da bulunan bu tarz anıtların en büyüklerinden biri konumunda Anıtın ortasında yer alan küllerin bulunması gereken vazoda, hayatını kaybeden askerlerin kayıt numaraları yer almakta.
Savaş Anıtı’nı geçip, liman bölgesine giriyoruz. Oldukça hareketli olan bu liman küçük olmasına karşın çok şirin olup, ilgi çekiyor. Kaleden bakıldığında ise bir başka güzel görünüyor. Fransa anakarasını Korsika adasına feribotlarla bağladığı gibi Nice’ten diğer Akdeniz sahillerinde yer alan San Tropez, Cannes, Antibes, Monte Carlo ve Menton gibi şehirlere de ulaşım sağlıyor. Biz sonraki günlerde bu limandan San Tropez’e gittik.
Liman bölgesini dolaştıktan sonra geri dönerek, Cours Saleya üzerinden Old City Nice olarak tanımlanan Vieux Nice bölgesine giriyoruz. Rotamızda, Massena Meydanı üzerinden etkinlikler nedeniyle kalkış yeri değişen 200 nolu otobüsümüzün kalkış yerini bularak, konaklama yerimize dönmek. Bir hayli gereksiz yeri dolaştıktan sonra Gambetta-Promenade Otobüs Terminali’ne ulaşarak otobüsümüze biniyor ve Villeneuve Loubet’e hareket ediyoruz.
.jpg)
Şehrin
kalbinden yukarıya, Colline du Château’ya (Kale Tepesi) doğru
tırmandığınızda ise manzara sizi nefessiz bırakır. Bir yanda
lüks yatların sıralandığı liman, diğer yanda ise turuncu
damların bittiği yerde başlayan o meşhur turkuaz deniz... 14.
Louis kaleyi yerle bir etmiş olabilir ama buranın ruhunu yok
edememiş. Kaledeki şelalenin sesi eşliğinde aşağıya
baktığınızda, Stephen Liegeard’ın neden buraya "Cote
d’Azur" (Mavi Kıyılar) dediğini bir kez daha anlarsınız.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)

Yorumlar
Yorum Gönder