Mougins ve Mavi Kıyılar

 



Güneşin altın tozlarını her sabah bir mücevher gibi üzerine serptiği bir haftalık konaklama yerimiz Mougins tepesinde, zamanın kalbi bambaşka bir ritimle atarmış. Mougins, sadece taş ve topraktan değil, sanatçıların düşlerinden ve rüzgarın fısıldadığı kadim şarkılardan dokunmuş bir masal diyarıymış.

Havadaki o efsunlu koku; lavantanın serinliği, taze ekmeğin sıcaklığı ve yüzyıllık zeytin ağaçlarının bilgeliğiyle harmanlanıp sokaklara yayılırmış. Köyün kıvrımlı yolları, sanki sizi bir hazineye ulaştırmak isteyen sihirli bir labirent gibi merkeze, gökyüzüne en yakın noktaya çıkarırmış.

Derler ki, Renklerin Efendisi Pablo Picasso, bu tepeye ilk adımını attığında gökyüzünün mavisine aşık olmuş. Fırçasını Akdeniz’in sularına batırmış, tuvallerine ise Mougins’in o hiç sönmeyen ışığını nakşetmiş. O günden sonra köyün her bir taşı, bir sanatçının ruhundan izler taşımaya başlamış. Sokaklarda yürürken yankılanan sesler, sadece ayak sesleri değil; bir heykelin son dokunuşu, bir şairin son mısrasıymış.

Akşamları güneş, kızıl pelerinini denizin üzerine serip Mougins’in üzerine çekilirken, köyün mutfaklarından yükselen lezzet buharı yıldızlara karışırmış. Güneşin Sofrası kurulur, dünyanın dört bir yanından gelen yolcular bu sofrada sadece yemekle değil, hayatın neşesi ve huzuruyla doyarmış.

Mougins, aslında bir yer değil, bir duygudur; gözlerinizi kapattığınızda bile gitmekten vazgeçemeyeceğiniz o sonsuz bahardır. Eğer bir gün yolunuz o sarmal yollara düşerse, kalbinizi bir sanat eserini izler gibi serbest bırakın; çünkü orada dünya, olduğundan çok daha zarif ve büyüleyicidir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tarih ve Kültürü ile Selanik

Endülüs Emevî Devleti Başkenti Kurtuba

Sömbeki (Simi) izlenimleri 1