Mougins ve Mavi Kıyılar

.png)
Havadaki o efsunlu koku; lavantanın serinliği, taze ekmeğin sıcaklığı ve yüzyıllık zeytin ağaçlarının bilgeliğiyle harmanlanıp sokaklara yayılırmış. Köyün kıvrımlı yolları, sanki sizi bir hazineye ulaştırmak isteyen sihirli bir labirent gibi merkeze, gökyüzüne en yakın noktaya çıkarırmış.
Derler ki, Renklerin Efendisi Pablo Picasso, bu tepeye ilk adımını attığında gökyüzünün mavisine aşık olmuş. Fırçasını Akdeniz’in sularına batırmış, tuvallerine ise Mougins’in o hiç sönmeyen ışığını nakşetmiş. O günden sonra köyün her bir taşı, bir sanatçının ruhundan izler taşımaya başlamış. Sokaklarda yürürken yankılanan sesler, sadece ayak sesleri değil; bir heykelin son dokunuşu, bir şairin son mısrasıymış.
Akşamları güneş, kızıl pelerinini denizin üzerine serip Mougins’in üzerine çekilirken, köyün mutfaklarından yükselen lezzet buharı yıldızlara karışırmış. Güneşin Sofrası kurulur, dünyanın dört bir yanından gelen yolcular bu sofrada sadece yemekle değil, hayatın neşesi ve huzuruyla doyarmış.
.jpg)
Mougins, aslında bir yer değil, bir duygudur; gözlerinizi kapattığınızda bile gitmekten vazgeçemeyeceğiniz o sonsuz bahardır. Eğer bir gün yolunuz o sarmal yollara düşerse, kalbinizi bir sanat eserini izler gibi serbest bırakın; çünkü orada dünya, olduğundan çok daha zarif ve büyüleyicidir.

.png)
Yorumlar
Yorum Gönder