Villeneuve Loubet-Babil Asma Bahçeleri

Mavinin bin bir tonunun Akdeniz’in gümüş kumlarıyla seviştiği o kadim topraklarda, 2015 yılının Mayıs ayında, Cote D’Azur denilen bir rüya diyarında, Melekler Koyunda bulduk kendimizi. Bu diyar ki; güneşin her sabah altın bir kalkan gibi yükseldiği, rüzgârın lavanta ve yasemin kokularını tepelerden kıyıya bir muştu gibi taşıdığı kutsal bir gezi durağı
Efsaneler fısıldar ki; ilk insan çifti Âdem ile Havva, o büyük sürgünde cennetten mahzun ayrıldıklarında, göğün bekçileri olan Melekler onlara yeryüzünde bir teselli aramışlar. Kanat çırpıp dünyayı turlamışlar ve sonunda öyle bir koy bulmuşlar ki; dinginliğiyle ruhu arındıran, maviliğiyle sonsuzluğu fısıldayan bir vaha…
Burası Baie-des-Anges, yani Melekler Koyu, Cennetin yeryüzündeki gölgesi olarak adanan bu topraklar, o günden beri "Mavi Kıyılar" diye anılır olmuş. Bu destansı coğrafyanın tam kalbinde, Villeneuve-Loubet kalesinin gölgesinde bir mola verdik eşimle. Bakışlarımızı ufka diktiğimizde; dalgaların kıyıya vuran şarkısını, antik Babil’in asma bahçelerini kıskandıracak heybetli yapıları ve denize sevdalı beyaz yelkenlileri gördük.
Nice’in soylu duruşundan Antibes’in hırçın güzelliğine kadar uzanan bu sahil şeridi, devlerin ve tanrıların değil, artık zamanın ötesinde yaşayan ruhların meskeniydi. Sadece deniz değil, dağların dorukları da hikâyeler anlatıyordu. Grasse’ın vadilerinde açan güller, dünyanın en baş döndürücü iksirlerine, o efsunlu parfümlere dönüşürken; Gourdon’un sarp yamaçlarında kartallar gibi süzülen köyler, bin yıllık bir uykunun huzurunu taşıyordu.
Serap ve Mehmet, demir yollarının gümüş rayları üzerinde, İtalya sınırındaki Menton’a kadar süren bir yolculuğa çıktı. Trenin her tıkırtısı, tarihin tozlu sayfalarından süzülüp gelen birer dize gibiydi. Lavanta tarlalarından gelen o eflatun nefes, zeytin ağaçlarının gümüş yapraklarıyla raks ediyor; Güney Fransa’nın bu panoramik tablosu, her adımda yeniden çiziliyordu.
Ve böylece; Akdeniz’in o bitmek bilmeyen şarkısı, Akıncıların hafızasına bir mühür gibi kazındı. Cote d’Azur sadece bir bölge değil; mavinin, tarihin ve efsanenin iç içe geçtiği bitimsiz bir destandı.

23 Mayıs 2015 Cumartesi, Villeneuve Loubet Nice…
Civcivler yumurtalarının kabuklarını kırıp, dışarı çıkarak yeni bir yaşama başlarlar ya… Biz de, eşimle birlikte, bizi saran kabukları kırdık. Kalabalık turlarla seyahat etmek yerine, önceden beğendiğimiz ve mutlaka görülmesi gereken bölgeleri gezmeye karar verdik. Bu kez Güney Fransa’nın Cote D’Azur bölgesini görmek istedik. Güney Fransa’da; başta Nice olmak üzere Cannes, Antibes, Villeneuve-Loubet, Eze, ,Monte Carlo, Monaco, Menton, Grasse ve Gourdon gibi turistik kentlerin bütününü içine alan bölgeye, bir Fransız şairin bu adla yazdığı kitabına atfen, Cote D’Azur ya da Fransız Rivierası denmiş.


Bir haftalık konaklama yerimiziz bu Mavi Kıyıların tam ortasında, Villeneuve-Loubet kasabasındayız. Nice Havaalanı ile Antibes’in tam orta noktasında, Villeneuve-Loubet kasabasındaki Hotel Syracuse’de bulunuyor. Konutumuzun balkonu otelin müşteri kabul bölümü ile denize bakıyor. Önümüzde, 100-150 metre ileride Akdeniz ve plajları, batı tarafımızda ise 200-250 metre uzaklıkta Baıe-des-Agnes Marina bulunuyor.
Çevremizde, yaklaşık 500 metre yarıçaplı bir alanda süpermarketler, eczaneler, kafeler var. Yaklaşık 100 metre uzaklıktaki sahilde ücretsiz ve büyük şemsiyeler bulunuyor. Deniz kıyısı genelde dökme çakıl taşlı olup, çabuk derinleşiyor. Kıyıları açık deniz dalgalarından korumak için dökme çakıl taşı uygulaması yapılmış.
Marinayı tanımlayan sözcüklerin kökenini araştırdığımda, Baıe-des-Agnes sözcüklerinin ‘’Defne ağaçları arasında’’ ya da ‘’Defne ağaçları yanında’’ anlamlarını taşıdığını da öğrendim. Bilindiği gibi defne ve defneyaprakları barışı ve başlangıçta Âdem ile Havva’nın bulunduğu Cenneti çağrıştırmaktadır.
Bu
cennet mekândaki Marina çevresinde Antik Babil’in Asma
Bahçelerini katlayacak boyutlarda, Akdeniz’in kıyısında
dalgalanan beyaz yelkenler gibi, devasa boyutlarda apartmanlar var.
Marina’nın kıyılarında yer alan Appartement Marina Baie des
Angesi’nin, kendi yemeklerinizi hazırlayabileceğiniz konaklama
birimleri (hibrid otel) ile hizmet vermekte olduğunu öğreniyoruz.
Seyahatimiz öncesinde Google Earth’ta gördüğüm
Villeneuve-Loubet’teki bu devasa yapılara inanamamıştım. Bu
yapılar kendine özgün tasarımı ve eşsiz mimarisi ile 20.
Yüzyılın kültürel mirası olarak etiketlenmiş.Hotel Best Western Syracuse’de bulunan İki kişilik açık mutfaklı odamız, bir konutta bulunması gereken bütün donanıma sahipti. Açık mutfağında iki kişi için gerekli her şey vardı. Baıe- des- Agnes olarak bilinen Marina’nın 8 km doğusunda Nice Havaalanı, 18 km doğusunda Cote D’Azur’un merkezi sayılan Nice yer alırken, 8 km batısında Antibes ve 20 km batısında Cannes yer alıyordu.
Villeneuve-Loubet; demiryolu, havaalanı ve otoyol ayrıcalığına sahip bir Cennet. Cote D’Azur’da ulaşım araçları mükemmel çalışıyor. İspanya sınırından İtalya sınırına kadar, her 35 dakikada bir tren gidiyor. Sonraki günlerde, İtalya sınırındaki Menton kentine trenle bir buçuk saatte gittik. Üstelik gidiş ve dönüş için kişi başı 12 Euro ödeyerek.
Sonuç olarak, yedi gece sekiz gün kaldığımız bu iki kişilik evimiz bize Cote D’Azur’un bütün kapılarını açtı. Gerek özel tur kiralayarak, gerekse toplu taşım otobüsleri ve trenden yararlanarak eşimle bütün bölgeyi gezdik.


Yorumlar
Yorum Gönder