Cordoba Ulu Camii-Mezquite

Yaklaşık 300 yıl Endülüs Emevi Devleti’nin başkentliğini yapmıştı Kurtuba ya da Cordaba. Döneminin İstanbul’u ve Bağdat’ı kadar önemli olan bu şehir, diğer gezginlerde olduğu gibi, görülmesi gereken yerlerim arasında ilk sıralardaydı.

M.Ö. 2. yüzyılda Fenikeliler tarafından kurulan Kurtuba-Cordoba Müslümanların İspanya’ya gelişiyle Endülüs Emevi Devleti’nin başkenti olmuştu.

Kordoba'nın kuruluş aşamasında, Roma tanrısı Janus’a adanmış bir pagan tapınağı vardı. Sonra Vizigotlar Saint Vincent Kilisesi’ni inşa ettiler. 856’da Endülüs Emevileri başkenti Kurtuba olunca, Mescit ya da Mezquite, hem kilise hem cami olarak kullanıldı. 30 yıl boyunca Hristiyanlar ve Müslümanlar ortak ibadet etti.

I. Abdurrahman, Hristiyanlara 100 bin dinar ödeyerek kilise ve camiyi ayırdı. Ardından Şam’daki Emevi Camii örnek alınarak Kurtuba Camii inşa edildi. 7.500 m² kullanma alanı, sonraki eklemelerle 23.500 m²’ye ulaştı.

Minare yüksekliği 33,5 metre olup, Avrupa’daki ilk dört köşeli minare örneğidir. Cami içindeki sütunlar, 200 yıl süren eklemelerle, 1093 sütuna ulaştı, 856’sı ayakta. At nalı biçimli çift sıra kemerler, kırmızı tuğla ve beyaz taşla yapılmış, iç mekâna çarpıcı bir estetik kattı.

II. Hakem döneminde (961–976) oda şeklinde yapılmış benzersiz bir mihrap var. Bizans İmparatoru Nikeforos, Kurtuba’ya 320 ton cam parçası ve mozaik ustaları göndermiş. Bu sayede, Bizans ve Abbasi sanatının senteziyle, eşsiz bir mihrap ortaya çıktı.

1236’da Kastilya Kralı III. Ferdinand Kurtuba’yı ele geçirince, cami St. Marie Majeure adıyla, katedrale çevrildi. 1523’te Cordoba Ruhaniler Meclisi, caminin ortasına katedral inşa edilmesine karar verildi. İnşaat 1766’ya kadar sürdü, Rönesans etkileriyle birlikte üç kuşak mimarın farklı tarzları ortaya çıktı.

Müslümanlar döneminde avlusunda hurma ağaçları ve şadırvanlar vardı. Zamanla portakal bahçesine ve havuza dönüştü. Hâlâ caminin en karakteristik bölümlerinden biriydi.

Bu yapı sadece İslam medeniyetinin değil, dünya mimarlık tarihinin de ayakta kalabildi en eşsiz eserlerinden biri oldu.

12 Mart 2015 Perşembe, Cordoba…

Saat 05,30 da kalkarak, sabah kahvaltımızı odamızda yaptık. Kaldığımız ME Marbella'nın 220 km kuzeydeki Kurtuba’ya gideceğiz. Endülüs Emevîler’inin Başkenti olan ve şimdi Cordoba denilen Kurtuba’daki Ulu Cami’yi görmek en büyük arzularımızdan biri. Endülüs’e gelmişken Kurtuba Ulu Camisi görülmeden olmazdı.

Saat 06,30 da bizi alacak olan tur otobüsünü beklemek üzere, otelimizden 5 dakika uzaklıktaki SHELL Puerto Banus'a gidiyoruz. Tur otobüsümüz tam saatinde geliyor. Tura katılan ilk iki konuk eşim Serap Akıncı ile ben oluyorum.

Tur otobüsü Malaga üzerinden Kordoba'ya gidiyor. Malaga ’ya varıncaya kadar, değişik otel ve tatil köylerinden tur katılımcıları toplandı. Rehberimiz Malaga’dan itibaren Kurtuba’nın tarihi geçmişini ve Endülüs Emevi Devleti’ni anlattı kendi referans çerçevesinden.

Mescit anlamında Mezquita/Kurtuba Ulu Cami, Endülüs Devleti’nin merkez camisiydi. Devleti yönetecekler için biat, cihat kararı gibi büyük kararlar burada alınırdı. Kanunlar halka buradan duyurulur, kadılar meclisi burada tertip edilirdi.

Burası aynı zamanda hem Endülüs’ün hem de bütün Avrupa topraklarının gözde bir okulu ve üniversitesiydi. Dinî ve pozitif ilimlerde en seçkin yüksek tahsil sadece bu yerde yapılırdı.

Rehberimizi dinler ve pencereden kilometrelerce uzanan zeytin ağacı denizini seyrederken zaman geçmiş, saat 12,40 olmuş ve Kurtuba’ya giriş yapmıştık.

Otobüsümüz Alcazar Bulvarı’na ilerleyerek, ulaşım araçlarına ayrılmış yere saat 12,45’te park etti.

Yürümeye başladığımızda, sağımızda Guadalquivir Nehri ve ufkumuzda da Roma Köprüsü ile solumuzda Kurtuba Ulu Camisi vardı. Öncelikle Kurtuba Ulu Camisi’ni ziyaret edecektik.


Camiyi de kucaklayan Cordoba, Guadalquivir ’in kıyılarına ve suladığı alan üzerine kurulmuştu. Nehir şehre hayat vermiş, Roma Köprüsü de gelişmesini sağlamıştı.

Guadalquivir nehri boyunca, Roma Köprüsü’ne doğru ilerliyoruz. Nihayet Roma Köprüsü’nün olduğu yere ulaşıyoruz. Köprü ve köprüyle bağlantılı fotoğraflar çektikten sonra, dört sütunlu “Zafer takı” benzeri yapısı ile ilginç bir görünüm arzeden, 1571'de yapılmış Puerta del Puente /Köprü kapısına ulaşıyoruz.

Kapıdan Aziz Rafael’in Zafer Meydanı’na giriyoruz. Sol kolda bulunan Tarihi Bishop Sarayı ve Piskoposluk Müzesi boyunca ilerliyoruz. Müzenin dışında, duvarları boyunca sıralanmış rengârenk faytonlar ve atları konuklarını bekliyor.

Sağ tarafımızda da, Kordoba'nın simgesi Mezquita/Kurtuba Ulu Caminin batı duvarları yer alıyor. Caminin o zamanki oturma alanının büyüklüğü (75mx100m) 7 500 metre kareydi.

Araplar Kordoba'yı aldıkları zaman, eski bir Roma tapınağı üzerine inşa edilmiş Saint Vincent kilisesini camiye çevirmişler. Kurtuba Camii muhtelif zamanlarda, bir kaç kez genişletilmiş. Sonunda bu günkü büyüklüğüne ulaşmış. 24.000 metre karelik bir alan kaplıyor.

Cordoba 1236’da tekrar İspanyolların eline geçtiğinde, caminin içine bir şapel inşa edilmiş ve katedrale çevrilmiş. Ancak caminin Mihrabı korunmuş. Müthiş bir derinliği ve manevi enerjisi olan bu yapı bir Endülüs gezisinin olmazsa olmaz noktalarından biridir.

Yüksek duvarlarla çevrelenmiş olan caminin girişi, kalın kemerli bir kapıdan gerçekleştiriliyor. Kapının kalın kemerleri, yapının içerisinde bulunan revaklı, gölgelikli mekânı oluşturuyor.

Caminin avlusu portakal bahçesi anlamında Patio de los Naranjos olarak yer alıyor haritalarda. Araplar döneminde hurma ağaçları ve şadırvanlar varmış. Yüzyıllar içinde hurma bahçesi portakal bahçesine dönüştürülmüş, şadırvanlar da yerini bir havuza bırakmış.

Rehberimiz, camiye girmeden önce, Kordobalı yerel bir rehberi tanıttı bizlere. Camiyi gezdirecek olan yerel rehber işinin uzmanı biri izlenimini bıraktı bende. Grubu çevresinde toplayıp, yüksek sesle anlatmak yerine teknolojiden yararlandı.

Herkese birer alıcı kulaklık dağıtıldı. Yerel rehberde bulunan mikrofonlu verici de 50 metre yarıçaplı bir dairesel alanda bulunanları kapsayacak güce sahipti. Rehberin düşük sesle ve yavaş yavaş verdiği bilgileri herkes duyabildi ve anladı. Ben hariç…

Ben hariç, çünkü rehberi anlayacak düzeyde İngilizce bilmiyorum. İyi ki bu konuda hazırlıklı gelmişim. Gezerken, sıkça notlarıma bakacağım. Kısa aralarda eşim de bana yardımcı olacak.

Yerel rehberin ardından camiye girdik. Rehber, önemli gördüğü değişik bölgelerde duruyor ve kronolojik bir sıra ile ve sabırla bilgileri aktarıyordu.

Mescidin bulunduğu bölgede, başlangıçta, Roma tanrısı Janos adına yapılan pagan bir tapınak bulunuyordu. M.S.572 yılında tapınak yerine, Vizigotlar tarafından, Saint Vincent adıyla bir kilise yapıldı.

Kurtuba, 856 yılında Endülüs Emevi Devletinin başkenti olduğunda kilise, kilise-cami olarak kullanıldı. 30 yıl süreyle Hristiyan ve Müslümanların ortak ibadethanesi oldu. 875 yılında, I. Abdurrahman Hristiyanlara arsa bedeli olarak 100 bin dinar ödeyerek, ibadethanelerin ayrılmasını sağladı.

Ardından, Şam’daki Emevi Camisi’ni örnek alarak, mevcut gotik sütunların üzerine, caminin inşasını başlattı. Yapımında kullanılan dayanaklı taş ve güzel damarlı mermerler Siena Morena bölgesindeki taş ocaklarından temin edildi. Ahşaplar için de Lübnan sedirleri kullanıldı. Cami bir yılda tamamlandı.

Sonra gelen hükümdarlar, yaptıkları eklerle, mevcut bütünlüğü koruyarak camiyi genişlettiler. Böylece büyüklüğü (175mx134m) 23 500 metrekareye ulaştı.

III. Abdurrahman avluyu kuzeye doğru büyüterek, önceki minarenin 10 metre kuzeyinde, 33,5 metre yüksekliğindeki ikinci minareyi yaptırdı.

Birbirinden bağımsız iki merdivenle şerefeye çıkılabilen minare dört köşeli olup, minare stilinin Avrupa’daki ilk örneğidir.

Cami tamamlandığında altısı batı duvarında, altısı avlu kenarında, yedisi doğu duvarında olmak üzere 19 giriş kapısı vardı.

Caminin taşıma sistemini oluşturan at nalı biçimli çift sıra sütunlar, beyaz taş ve kırmızı tuğladan yapılı kemerler, çarpıcı güzellikteki iç dekorasyonu oluşturmuştu.

Camideki sütun sayısı, 200 yıl süren ekler ve genişletmelerle, 1093 e ulaştı. Ancak katedral inşası sırasında yıkılan bazı sütunlardan sonra, 856 sı ayakta kalmıştır. Sütunlar arasında oluşan 19 paralel yol, bu doğrultuya dik gelen 36 yolu dik açıyla keser.

Koridorların Lübnan sedirinden yapılmış ahşap tavan bezemeleri göz kamaştırmakta. Tavan bezemelerini hayranlıkla izlerken, yerel rehberimiz, bozulmadan bırakılan ve koruma altına alınan Mihrap önünde toplayarak açıklamalarını sürdürüyor. Benzersiz güzellikte ve benzersiz yapısı olan muhteşem mihrap, 961-976 yılları arasında hüküm süren II. Hakem zamanında yapılmış.

Diğer camilerde mihrap duvarda açılmış niş içinde iken Kurtuba Ulu Camii’nde oda şeklinde yapılmıştı. Hristiyanlar zamanında bu oda kardinalin dua odası olarak düzenlenmişti.

Odanın zemini altıgen biçimli olup, köşelere denk gelen duvar da at nalı şeklinde süslemeler yerleştirilmiş. Asıl özelliği ise istiridye motifiyle bezeli kubbeli tavanıdır. Sekizgen yapılı tavanın kasnaklarını çepeçevre kufi yazılar süsler.

Mihrap kemeri sağlı sollu biri mavi diğeri pembe iki çift sütun üzerine oturtulmuştur. Bu sütunların üzerindeki her biri üç boğumlu oylumlu kemerler olağanüstü taş işçiliklidir. Mihrap üzerinde ve tavanında kullanılan mozaikler, Bizans’ın başkenti Konstantinopolis'ten gelmiştir.

II. Hakemle dostluk ilişkileri içinde olduğu devrin Bizans İmparatoru Nikeforos, gemilerle 320 ton cam parçasını mozaik işçisi ustalarla birlikte Kurtuba’ya göndermiştir. Endülüs sanatı, Abbasi ve Bizans sanatı ile uyum sağlayarak bu eşsiz sanat eseri ortaya çıkmıştır. Mihrabın sağındaki Sebat odası, Maksure bölümü olarak, halifenin ve diğer yöneticilerin namaz kılması için ayrılmıştır.


1236 yılında Kastilya kralı III. Ferdinand El-Santo Kurtuba’yı işgal edince, kendilerinin kutsal bir gününe denk getirip kardinal ve papazları yanına alarak Ulu Camiye gelir mihrabın önünde küçük bir şapel yapılarak dua eder camiyi kilise olarak St. Marie Majeure adıyla takdis eder, ancak herhangi yapısal değişikliğe gitmez.

Bu bilgilendirmeden sonra yerel rehberimiz tarafından 1523 yılında yapımına başlanıp 1766 yılında tamamlanan cami içindeki katedralin önüne gidiyoruz. 14.yüzyıl başlarında, Hristiyanların yönetiminde bulunan Ulu Camide, törenler için, mihraba yakın Capilla Real yapılmış.

Daha sonra da Hristiyan tebaasındaki Müslüman mimarlara müdejar mimari stili ile caminin bütünlüğüne sadık kalınarak aynı işçilik tarzıyla Capilla Villaviciosa adıyla küçük kilise yapılmış.

Yanı sıra kilisenin yanındaki koridorların ahşap tavanları sökülerek, taş işçiliği ile yeniden yapılandırılmış. Caminin 19 giriş kapısı, üçü dışında kapatılmış.

1523 yılında Cordoba Ruhaniler Meclisi Ulu Caminin ortasına katedral inşa kararını almış. Bu kararın alındığı zamanda tüm Avrupa’da Rönesans çağının en parlak dönemi yaşanmaktadır.

Cordoba da Rönesans'tan etkilenir. Kutsal Roma İmparatoru Carlos'tan özel izin alınarak, mihraba paralel, koridordaki 63 sütun yıkılarak Doğu-Batı yönünde kilise inşa edilmeye başlanır.

Mevcut minarenin üzerine kare planlı iki katlı çan kulesi ilave edilir. İlk katta 8 kilise çanı ikinci katta sadece önemli dini günlerde kullanılan büyük çan yerleştirilmiştir, kulenin zirvesine Aziz Rafael’in heykeli dikilmiştir.

Katedralin yapım süresi, caminin ihtişamını gölgede bırakma isteyen kardinallerin dini baskısıyla, daha sonra gelen hükümdarlar tarafından üç kuşak mimarın farklı mimari tarzlar kullanmasıyla 2,5 asra yakın sürer.

Katedrale açılan koridorlarda ve kemerlerdeki değişiklilerden başka, içinde son derece değerli taş ve mücevherlerle bezeli heykelleri, tabloları dini objeleri barındıran sekizgen köşeli müze, çepeçevre 30 kadar çeşitli azizlere adanmış şapel yapılır.

Ana altar/sunak karşısında 1766 yılında Sevillalı heykeltıraş Duque Cornejo imzalı, ağaçlarının Amerika’dan getirildiği koro bölümün yapılmasıyla inşaat tamamlanır. Bu mimari şaheser, Kurtuba Camii, sadece İslam medeniyetinin değil Dünya mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalabilmiş eşsiz eserlerinden biridir.

Yerel rehberimizin bu muhteşem açıklamalarından sonra, camiyi çepeçevre saran Yahudi Mahallesi’ne geçiyoruz. Böylelikle Old City Kordoba'yı da tanıma olanağı bulacağız.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1912 Lozan Uşi Antlaşması ve 12 Adalar

Tarih ve Kültürü ile Selanik

Rodos'ta Birinci Gün