Tarsus Kleopatra Kapısı Hikayesi
Tarsus'un kalbinde, modern binaların arasında tek başına ama tüm vakarıyla yükselen Kleopatra Kapısı, O taş kemer, aslında sadece bir geçit değil; tarihin en büyük aşk ve güç gösterilerinden birinin sessiz tanığıdır. Öyledir çünkü Tarsus denilince ilk akla gelenlerden biri Kleoptra kapısı olup, Mısır Kraliçesi Kleopatra ile Romalı General Antonius'un aşklarının bir sembolüdür.
Yaklaşık 9000 yıllık bir geçmişi olan Tarsus, tarihi konumu ve coğrafyası ile Antik Kilikya’nın önemli bir stratejik kentiydi. Bunun en büyük nedeni doğal bir liman görevini gören Regma Gölü ve bu göl aracılığı ile Akdeniz’e olan bağlantısıydı. Ticari ve askeri yönden stratejik öneme sahip Regma Gölü sayesinde Tarsus tüm Akdeniz kentleri arasında en önde olanıydı. Bu özelliği nedeniyle Roma İmparatorluğu’nun da başkenti olacaktı.
Sezar'ın ölümünden sonra, Roma İmparatorluğu’nun doğu kanadını yöneten General Marcus Antonius, Doğu Roma İmparatorluğu Başkentine yakışır bir Tarsus yaratmak istemiş ve kentin çevresini Roma tarzı surlarla çevirmişti. Kente giriş çıkışı sağlayan üç kapıdan biri ve en önemlisi Regma Gölü'ne açılan ''Deniz Kapısı'' idi. Diğerleri Toroslara Bakan Dağ Kapısı ve batıya bakan Adana Kapısı olmuştu.

Regma gölünün kıyıları ise tersanelerle doluydu. Toroslarda ki sedir ağaçları Kydnos (Berdan) Nehri yatağından akıtılarak Regma kıyılarına indirilir ve kıyılarındaki tersanelerde askeri ve ticari gemiler yapılırdı. Gölün Akdeniz’e kanallarla bağlı olması sayesinde Akdeniz’in şiddetli dalgaları Regma’ya giremiyor ve tersanelere zarar veremiyordu. Bu nedenle Regma kıyılarında tersanecilik antik çağlarda en üst seviyeye çıkmıştı. Ayrıca stratejik öneminden dolayı bir çok kral ve kumandan tarafından kullanılmıştı.
Mısır’ın zengin kraliçesi Kleopatra’yı siyasi bir görüşme için Tarsus’a çağırdığında, aslında kraliçenin bir "teslimiyet" sergilemesini bekliyordu. Ancak Kleopatra, Tarsus’a bir tanrıça gibi girmeyi seçti. Kleopatra, o dönemde denizle bağlantısı olan Tarsus’a (Regma Gölü üzerinden), gövdesi altın yaldızlı, kürekleri saf gümüşten bir saltanat kayığıyla geldi. Geminin yelkenleri, o dönemde sadece imparatorların kullanabildiği en pahalı boya olan "erguvan" rengi atlastandı. Gemiden yayılan egzotik tütsülerin kokusu, gemi kıyıya yanaşmadan kilometrelerce öteden duyulmuş, tüm Tarsus halkı bu mucizevi manzarayı görmek için limana, yani bugün kapının olduğu yere koşmuştu.
Kleopatra, gemisinden inip karaya ayak bastığında geçtiği Deniz Kapısı önünde Antonuis'u kendini beklerken buldu. Söylenceye göre Antonius, kraliçeyi gördüğü o an büyülenmiş ve Roma’nın çıkarlarını bir kenara bırakıp kalbini Kleopatra’ya teslim etmiştir Bu kapı, o günden sonra iki büyük medeniyetin (Roma ve Mısır) ve iki büyük ismin kavuşma noktası olarak tarihe kazındı. O gün bu gündür, Deniz Kapısı, Kleopatra Kapısı olarak bilinir oldu.
Antik çağda büyük öneme sahip Regma Gölü'nün kaderi daha sonraki yıllarda değişti. Tarsus’un ortasından akan Kydnos (Berdan) Nehri, M.S. VI. yüzyılda meydana gelen çok büyük bir taşkın nedeniyle kente, yıkım derecesinde, büyük zararlar verdi. Bizans İmparatoru Justiniaus’un talimatıyla, nehrin yatağı değiştirilerek kentin doğusuna alınınca Regma’yı besleyen ana su kaynağının kesilmesi ile göl zamanla bataklığa dönüştü. Cumhuriyet Döneminde, on binlerce Okaliptüs Fidanı Regma Gölü üzerinde Tarsus Okaliptüs Ormanını oluşturdu.
.jpg)
.png)
.jpg)

Yorumlar
Yorum Gönder