Festivaller Başkenti Cannes

 

Film festivalleri, kumarhaneleri, plajları, deniz ürünleri, restoranları ve beş yıldızlı otelleri ile Cote D’Azur’un en ünlü kentidir Cannes.

1946 yılından bugüne değin yapılmakta olan Altın Palmiye ödüllerinin dağıtıldığı Cannes Film Festivali, rağbet gören festivallerden birini oluşturmaktadır. “Palais des Festivalse et des Congre’s” adlı binada yapılan festival nedeniyle, bölgeye giden turistler bu binayı görmeden geri dönmemektedirler.

Her yıl mayıs ayında düzenlenen Uluslararası Cannes Film Festivali şehre canlılık katan, hatta şehrin ana gelirini oluşturan en önemli etkinlik olarak tanımlanıyor. Bu nedenle de Cannes’a festivaller şehri deniliyor. Hepsi Cannes film festivali kadar meşhur olmasa da yılın her ayı mutlaka uluslararası bir fuar ve etkinlik takvimi varmış. Cannes’ın önemli gelir kaynaklarından birinin festival turizmi olduğu söyleniyor.

Cannes’ı dünya jet sosyetesinin vazgeçilmez mekânlarından biri yapan festivalin hikâyesi ise çok eskilere dayanıyor.  1800’lü yıllar, tüm dünyada kolera, tifüs, veba, sarıhumma, çiçek gibi bulaşıcı hastalıkların yaygın olduğu yıllardır. İngiliz aristokratlarından biri olan Lord Brougham, verem olan kızının tedavisi için Nice’e doğru yola çıkar.

Nice’te de karantina vardır. Karantina önlemlerinden ötürü Lord ve kızı Nice’e alınmaz. O da o zamanlar küçük bir balıkçı kasabası olan Cannes’a sığınır. Sığındığı bu balıkçı kasabasının temiz havası, güzel iklimi kızına iyi gelir ve iyileşir. Kızının iyileşmesinden sonra Lord kendisine burada bir malikâne yaptırır. Yakın dostlarını ağırladığı bu küçük balıkçı kasabasının iyileştirici ünü kulaktan kulağa yayılır. Dünyaca tanınan bir yer olmasını sağlar.

Ünlü modacı Coco Chanel’in bronz teni ile plajlarında poz vermesiyle de Cannes’ın denizi, kumu ve plajları birden dünya jet sosyetesinin vazgeçilmez mekânları haline gelir.


25 Mayıs 2015 Pazartesi, Cannes…

Konakladığımız Villeneuve Lobut Cote D’Azur bölgesinin merkezi sayılır. 15 km doğumuzda Nice, 35 km doğumuzda Monte Carlo, 45 km doğumuzda ise İtalya sınırındaki Menton bulunuyor. Bir başka deyişle, 50 km doğumuzda İtalya var. Batı bölgesine dönersek; Antibes 6 km, Cannes 16 km ve Saint Tropez 74 km uzaklıkta bulunuyor. Saydığım bu kıyı bölgelerini gezmek istiyoruz. Fransa’da başlayan demiryolları grevi sona ererse İtalya’ya da geçmek istiyoruz.

Film festivalleri, kumarhaneleri, plajları, deniz ürünleri, restoranları ve beş yıldızlı otelleri ile Cote D’Azur’un en ünlü kenti Cannes konaklama yerimiz Villeneuve Loubet’ten 23 km batıda bulunuyor. Geçen yıl da olduğu gibi bu yıl da zamanında gelen 200 nolu otobüs Cannes’a, Festival ve kongre salonuna bitişik olan Vieux yat limanı karşısındaki otobüs duraklarına, yarım saatte ulaştırmıştı bizi.

Liman boyunca, Boulevard de la Croisette boyunca, Festival Kongre salonuna doğru ilerliyoruz. Cannes Film Festivali sona erdiğinden, cadde kalabalık değil. Cannes Film Festivali’nin yapıldığı Palais des Festivalse et des Congres’ta Kırmızı halıda fotoğraf çektirdik. Ortam alabildiğine kalabalıktı. 

Fotoğraf çektikten sonra La Croisette Bulvarı’nda mor salkımlar, begonviller, yaseminler, denizden esen rüzgâr, palmiyeler ve Cannes’ın ihtişamlı yapıları eşliğinde sahil boyunca yürüdük. Onlarca farklı renge bezenmiş bir kentle karşılaştık. Bulvarın sağ tarafında göz alabildiğine uzanan Cannes plajlarının tadını, soğuk ülkelerden geldiğini tahmin ettiğimiz turistler çıkarıyordu. Bulvarın sol tarafında ise uluslar arası ünlenmiş oteller yer alıyordu.

İlk karşılaştığımız otel Intercontinental Carlton idi. Açıldığı 1911 yılından beri dünyaca ünlü birçok yıldıza ev sahipliği yapan otel, dünyanın en prestijli otelleri arasında yer alıyor. La Croisette’in merkezinde yer alan otel, kentin göbeğinde olmanın yanı sıra büyüleyici Akdeniz manzarasından da bütünüyle yararlanıyor. 343 oda, 39 süit, 2 restoran, 2 bar ve sağlık kulübünün yer aldığını öğrendiğimiz otel, Cary Grant ve Grace Kelly’nin başrollerini oynadığı “Hırsızı Yakalamak” filminde de bolca yer almıştı.

Bulvarda ilerledikçe sırasıyla Hotel Le Martinez ve Majestic Barriere otellerine rastlıyoruz. Şehrin en lüks otelleri arasındaki yerini yıllardır koruyan Le Martinez, kapılarını ilk kez 1929 yılında açmış. La Croisette Bulvarı’nda bulunmasıyla konumunu eşsiz kılan ve geçtiğimiz yıllarda özenle restore edilen otel, pastel tonlardaki art-deco tarzıyla dikkat çekiyor. Kusursuz servisi ile 385 oda, 27 süit ve 2 teras eviyle hizmet veren otel ayrıca özel plaja ve SPK'ya sahip.

Hotel Majestic Barriere’e gelince; Sharon Stone, Kate Moss, Robert De Niro ve Michael Jackson’ın Cannes’daki favori oteli için pek fazla söze gerek yok diyor oteli tanıyanlar. Son derece zengin ve gösterişli bir dekorasyona sahip otelde 23’ü süit olmak üzere toplam 305 oda bulunuyor. Akşamüstü çayınızı keyifle yudumlayacağınız otelin efsanevi barı Le Fouquet’s ise her an ünlü bir film yıldızıyla göz göze gelebileceğiniz bir mekân.

Gönlümüzce gezdiğimiz ve hoşça vakit geçirdiğimiz Cannes’dan istemeyerek ayrılma zamanı geldi. 200 nolu otobüste yerimizi aldık ve bir haftalık evimize döndük.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tarih ve Kültürü ile Selanik

Endülüs Emevî Devleti Başkenti Kurtuba

Sömbeki (Simi) izlenimleri 1